0
Yorum
4
Beğeni
0,0
Puan
148
Okunma
Sanki zamanın bittiği o son eşikte durdum,
Geceyi bir hırka gibi şu yorgun omuzlarıma vurdum.
Geçmişle geleceğin sustuğu o adsız saatte,
Kendimi upuzun bir yalnızlığın koynunda buldum.
Ben bu dünyaya hiç alışamadım, hep bir eğreti kaldım,
Kalabalık caddelerde adımı fısıldayan bir rüzgardım.
Herkes kendi telaşında, kendi sahte cennetinde,
Bense cam kenarlarında kuruyan o eski güllere sığındım.
Kahvehanelerde, köşe başlarında oturdum durdum,
Tanımadığım ömürlerin sessiz gölgesine bağlandım.
Saat tamircileri, eskiciler, yolunu kaybetmişler...
Herkes bir parça taşıyordu giden zamandan,
Bense akreple yelkovanın arasında vuruldum.
Şimdi sorsalar bana, "Ömür denen bu tarihte saat kaç?"
Derim ki: İçimdeki kış başladı, yapraklar artık muhtaç.
Varsın başkaları süslü salonlarda yalanlar biriktirsin,
Benim payıma düşen; bu tenha dağlar, bu bitmeyen ihtiyaç...
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.