1
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
91
Okunma
Burası gurbet, burada güneş başka türlü batar,
İnsan, kendi gölgesini bile tanımaz olur burada.
Memleket, bir serap gibi uzanır uykularına,
Uzanırsın, parmak uçların boşluğa çarpar;
Burada herkesin bir hikâyesi var ama yarım,
Burada herkes bir yerlerden kopmuş, paramparça...
Merdo, bu şehirde kimse kimsenin derdini sormaz,
Sokaklar labirent, kapılar ise her daim kilitli.
Bir selam beklersin, karşıda bir yabancı yüz,
Sanki herkes birbirine borçlu, sanki herkes küskün.
Burası öyle bir yer ki; sevinçler bile kısık sesli,
Gülüşlerin tadı tuzu kaçmış, gözyaşları ise sahipsiz.
Hani o eski bayramlar, o kalabalık sofralar vardı ya,
Şimdi bir bardak çayda demlenir bütün o hatıralar.
Babamın kokusu sinmiş ceket, annemin duası var duvarda,
Burada ise duvarlar soğuk, burada hayat sadece bir bekleyiş.
Bir gün dönerim diye atılan her adım, ayağımı daha çok yorar,
Gurbet dediğin, insanın sırtında taşıdığı görünmez bir taş.
Dost bildiklerin unutur, zaman geçer, vefa eskir,
Sen burada her gece, o eski kapının eşiğini ararsın.
Yıldızlar bile burada daha uzak, ışıkları bile soğuk,
Burada yağmur yağınca toprak değil, sadece çimento kokar.
İnsan bazen öyle bir dertlenir ki, kendi kendine yanar,
Sılam, uzakta bir şarkı gibi kalır, sadece yüreğimde çalar.
Hani çocukken toprakla oynardık da kirlenirdi ellerimiz,
Şimdi hayatla oynuyoruz, kirleniyor yüreğimiz.
Bir telefon sesi beklemek, uçurumun kıyısında beklemek gibi;
Düşsen kimse duymaz, bağırsan sesin kendi içine kaçar.
Sıla dediğin, bir mektubun pulunda kalan o eski tat,
Burada ise günlerin rengi hep aynı; gri, puslu, bayat.
Merdo, duyuyor musun? Rüzgâr hasret kokuyor.
Hangi dağın ardında kaldı o eski masumiyetimiz?
Hangi suyun akışında bıraktık biz o çocuk gülüşlerimizi?
Burada vakit, bir cellat gibi ağır ağır işler,
Geçen her dakika, ömürden değil, umuttan çalınır.
Aynaya baksan, kendi yüzüne yabancı düşersin,
Gözlerindeki o mahzunluk, hangi dağın doruk karı?
Gurbet, insanın sadece şehre değil, kendine yabancılaşmasıymış;
En sevdiğin türkü burada bile dertli, burada bile ıssız.
Bir sofraya oturursun, kaşığın kenarı boş,
Bir yatağa girersin, gecenin yarısı karanlık, yarısı pişmanlık.
Kimseye anlatamazsın, anlatsan da dert olur,
İçine attığın her "ah", burada devasa bir dağ olur.
Artık yazlar benim, kışlar benim, gurbet benim,
Bu şiirde Veysel Sarı’nın o sarsılmaz duruşu var.
Burası gurbet; sevdanın bittiği, sabrın tükendiği yer,
Ama unutma Merdo, bu gurbet bile benim kalemimden,
Bu hüzün bile benim hikâyemden geçer.
Ben buradayım, içimdeki o bitmek bilmeyen sılayla,
Burası benim gurbetim, burada ben sadece kendimle yüzleşirim.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.