0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
30
Okunma
Yıl İki bin on…
Ocak ayı. Günlerden salı
Hava buz kesen bir soğuk,
Nefesler bile titriyordu.
Hastane koridorunda
Sessizce bekledim seni.
Zaman ağırdı,
Dakikalar sanki donmuştu.
Sonra…
İlk nefesini aldın.
Gözlerin açık,
Ama dünya henüz anlamını bulmamış gibi…
Sorgulayan bir çocuk gibi…
O derin, anlamsız bakışlarınla
Hayata tutundun.
Ve ben…
O anı içime kazıdım.
Sanki bir ressam gibi
Kalbimin duvarına resmettim seni.
İlk ağlayışın,
İlk bakışın,
İlk varoluşun…
Hepsi bende kaldı.
Sonra günler geçti.
Ama ben durmadım.
Her anını yakalamaya çalıştım.
Her gülüşünü,
Her uykunu,
Her küçük hareketini…
Sanki zaman kaçacakmış gibi
Sanki büyüyecek ve kaybolacakmış gibi
Seni tutmak istedim anlarda.
Fotoğraflar çektim…
Durmadan, bıkmadan.
Binlerce…
On binlerce kare.
Her fotoğraf bir hatıra değil,
Bir nefesti benim için.
Çünkü biliyordum…
Zaman akacaktı.
Ama ben Sizi
Anlarda saklayacaktım.
Ali daha iki yaşındaydın…
Bir gün merdivenlerde
Telefonumu düşürdün.
Bir anlık öfke…
Yükselen bir ses…
Ve sonra…
İçimde yankılanan ağır bir sessizlik.
O gün kendime söz verdim.
Yemin ettim…
Hiçbir zaman
Hiçbir sebeple
Ellerim size değmeyecek diye.
Çünkü anladım...
Kırılan şey telefon değilmiş,
Bir çocuğun kalbi olabilirmiş.
Ve ben…
Sizin kalbinize asla zarar vermeyeceğim.
Silvan’dan yola çıktık o sabah,
Temmuz’un ikisiydi…
Güneş daha yeni yükselirken
İçimde tarifsiz bir telaş,
Bir umut, bir dua vardı.
Yollar uzundu,
Batman’a doğru akıp giden asfalt
Sanki kalbimin ritmiyle yarışıyordu.
Saatler ağır geçti…
Ve öğleden sonra
Hastane kapısından içeri girdik.
Zaman orada durdu.
Sonra…
Bir ses yükseldi.
İnce, titrek,
Ama bütün dünyayı dolduran bir ses…
Senin sesin, Dicle’m.
O an
Ne yollar kaldı aklımda
Ne yorgunluk, ne zaman…
Sadece sen vardın.
Temmuz sıcağının ortasında
İçime serin bir nehir gibi doğdun.
Ve ben o gün anladım...
Bir yol bitti,
Ama asıl hayat
Senin o ilk ağlayışınla başladı.
Hastane odasında zaman durdu sanki
Beyaz perdeler usulca nefes alıp veriyordu,
Ben seni ilk kez kucağıma aldım…
Ve dünya küçüldü.
Herkes, her şey silindi.
Sadece sen vardın.
Ve ben…
Minicik bedeninin sıcaklığı
Göğsümde bir güneş gibi doğarken,
O an anladım...
Ben artık aynı adam değildim.
Adını “Dicle” koydum…
Çünkü içimde taşan o sevgi
Bir nehir gibi durdurulamıyordu.
Kıyılarımı yıkan,
Beni benden alan bir akış…
Senden önce de
Bir kalp atıyordu bu evde.
Sonra sen geldin Dicle…
Fırat seni ilk gördüğünde
Gözleri büyüdü şaşkınlıkla...
“Kardeşim mi bu?” dedi.
O günden sonra
Siz iki ayrı beden değil,
Tek bir sevgi oldunuz.
Sen ağladığında o huzursuzlandı,
Sen güldüğünde o kahkaha attı.
Küçük elleriyle seni korumaya çalıştı,
Sanki dünyaya karşı tek görevi buymuş gibi…
Ben sizi izledim.
Ve kalbim ikiye bölünmedi...
İkiye katlandı.
Siz büyürken
Ben de büyüdüm.
Ben size baba olmaya çalışırken
Siz bana insan olmayı öğrettiniz.
Şefkati…
Sabretmeyi…
Koşulsuz sevmeyi…
İlk adımlarınız…
O küçük düşüşler…
Kanayan dizler…
Her düştüğünüzde içim parçalandı,
Her kalktığınızda
Gökyüzüne değdi gururum.
Eskiden geceleri
Hüzünlü şarkılar dinlerdim.
Sessiz, loş odalarda
Yaralarımı o melodilere bırakırdım.
Bir akşam…
Dört yaşındaydın Dicle.
Yanıma geldin,
Gözlerinle kalbime baktın...
“Baba… Neden ’’Ağlamaklı’’ şarkılar dinliyorsun?”
Fırat da kapıda durmuştu,
Sessiz bir tanık gibi.
O an… Bir şey koptu içimde.
O günden sonra
Şarkılarımı sakladım.
Kulaklıkların içine hapsettim hüznümü.
Ama bilmediniz ki…
Siz benim en güzel şarkım oldunuz.
Fırat…
Sen güçlü bir nehir gibi aktın içimde.
Dicle…
Sen o nehrin en berrak kolu oldun.
Birlikte
Hayatımın en güzel bestesine dönüştünüz.
Lunaparklara gittik…
Renkli ışıkların altında
Siz güldünüz,
Ben iyileştim.
Koştunuz…
Ben yetişmeye çalıştım hayata.
Yedi yaşındaydın Dicle…
Karneni almıştın,
Gözlerin ışıl ışıldı.
Kapıda sordum sana...
“Özleyecek misin beni?”
Daha cümle bitmeden
Gözlerin doldu.
Fırat omzuna dokundu sessizce.
O an anladım…
Biz üçümüz
Aynı kalbin parçalarıydık.
Şimdi…
Fırat 16 yaşında,
Dicle 14…
Aynı evdeyiz ama
Bazen aramızda
Sessiz bir mesafe dolaşıyor.
Kapılar kapanıyor,
Kulaklıklar takılıyor,
Kendi dünyalarınız büyüyor.
Ve ben…
Salonda oturup sizi düşünüyorum.
Bu büyümek mi?
Yoksa hayatın kaçınılmaz uzaklığı mı?
Bilmiyorum.
Ama bildiğim tek şey var...
Sevgim azalmıyor.
Aksine…
Daha derin, daha ağır, daha gerçek oluyor.
Siz değişiyorsunuz…
Sesleriniz, bakışlarınız, hayalleriniz…
Ama benim gözümde Hâlâ o ilk günkü halinizdesiniz.
Minicik… Kırılgan… Masum…
Parmağımı sımsıkı tutan
O iki küçük çocuk…
Bazen konuşamıyoruz.
Bazen susuyoruz.
Ama bilin… Ben hep buradayım.
Bir adım gerinizde, Gölgeniz gibi.
Sizi koruyan, Sizi düşünen,
Sizi sevmekten asla vazgeçmeyen bir baba olarak.
Siz benim
En güzel hatamsınız,
En doğru kararım,
En büyük gururum…
En derin yaram
Ve en tatlı ilacımsınız.
Fırat…
Dicle…
Siz benim yarım kalan çocukluğumun
Tamamlanmış halisiniz.
Ve çocuklarım… Siz benim en derin,
En gerçek, En güzel şarkımsınız.
Artık o şarkıda hüzün yok.
Çünkü her notasına
Sizin kalbiniz değdi.
Ve siz oldukça… Bu kalp susmayacak.
Bu sevgi bitmeyecek.
Sizi sevmek… Hayatımın en acı en tatlı,
En gerçek, En sonsuz şiiri oldu.
Sonsuza dek sizin babanızım.
Gözlerinizden öperim…
04.04.2026
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.