0
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
116
Okunma
Ben yangınlardan kaçmayı değil,
ceplerimde kor taşıyarak yürümeyi öğrendim.
Çünkü bazı geceler,
göğsüne düşen ateşi söndürmeye çalıştıkça büyütüyor insan.
O zaman anladım,
alev de bir dildir bazen,
yalnızca yanabilenlerin okuyabildiği.
Bir zamanlar yıkım sanıyordum her şeyi.
Oysa her çöküşün altında
kendine yeni kemikler ören görünmez bir şehir varmış.
Enkaz dediğimiz şey,
yeniden doğmanın taş ocağıymış meğer.
Küllerime baktım sonra.
Her biri, yanmış bir mevsimin siyah tohumu.
Avuçlarıma doldurdum onları.
Bir bahçe ektim sessizliğin ortasına.
İlk çiçek açtığında fark ettim acı,
toprağın karanlıkta çalışan köküdür.
Rüzgâr çok şey öğretti bana.
En çok da tutunmanın kutsallığını değil,
bırakmanın bilgeliğini.
Çünkü bazı dallar kırılmazsa
ağaç gökyüzüne doğru büyüyemiyor.
Bir gece,
kaybettiklerimin isimlerini yıldızlara yazdım.
Sabaha kadar Gök kendi yüzünü çevirmedi benden.
O vakit öğrendim,
gidenler yok olmuyor,
yalnızca kalbin içinde başka bir iklime taşınıyor.
Artık biliyorum.
Her yara, içine düşülmüş bir kuyu değildir.
Bazıları göğe açılan ters kapılardır.
Her gözyaşı boğulmak için değildir.
Bazıları içimizde tuza dönüşen denizleri azaltır.
Her ayrılık eksiltmez insanı.
Bazıları ruhun paslanmış zincirlerini çözer.
Şimdi yürürken ardımda duman bırakmıyorum.
Çünkü yangın bitti.
Ama içimde,
ateşin hatırladığı bütün sırları taşıyorum.
Ve ben,
Özgür Ruh FISILTISI,
küllerinden utanmayanların kardeşiyim.
Çünkü en parlak yıldızların bir kısmı,
bir zamanlar yanmayı göze almış karanlıklardan doğmuştur.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.