2
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
71
Okunma
Bir nar ağacıydım ben,
henüz mevsimlerin adını bilmezken.
Gövdemde çocukluğun güneşi,
dallarımda kuşların unutulmuş alfabesi vardı.
Sonra biri geldi.
Adını hatırlamıyorum.
Bazı gidenler isim bırakmaz,
yalnızca iklim değiştirir.
Bir sabah,
içimdeki bahçenin ortasına
görünmez bir kış gömdü.
O günden sonra
çiçeklerim açtıysa da eksik açtı.
Meyvelerim kızardıysa da
bir tarafı hep gölge kaldı.
Yıllarca anlamadım.
Neden her kahkahamın içinde
kırık bir çan çalıyor?
Neden her sevincim,
altında uyuyan bir enkaz taşıyor?
Meğer ilk yara,
ete değil zamana açılırmış.
Bir çatlak gibi ilerleyip
hatıraların sarnıcına kadar inermiş.
Şimdi dönüp bakıyorum da,
içimde dolaşan şu uzun rüzgâr,
eski bir vedanın sürgün edilmiş nefesiymiş.
Ve ben,
kendini denize ulaştırmaya çalışan
yaralı bir nehir gibi,
hangi yöne aksam
aynı boşluğun kıyısına çıkıyorum.
Geceleri göğsümün altında
paslı bir yıldız çalışıyor.
Işık vermiyor,
ama sönmüyor da.
Belki bütün şiirlerim
onun yeryüzüne düşerken çıkardığı sestir.
Belki de bu yüzden
her dizeye biraz kül,
biraz göç,
biraz da kaybolmuş bahar karışıyor.
Çünkü ilk yaram,
bir acı değildi yalnız.
İçime yuva kuran
uzun bir tutulmaydı.
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.