1
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
146
Okunma
Yürüdüm. Asfaltı değil, o eski beklentileri eziyordum ayakkabılarımın altında.
Bıraktım öyle bilsinler dedim içimden. Vefasız desinler. Bir insanın senden nefret etmesi, senin yüzünden hayal kırıklığına uğramasından daha kolay taşınır çünkü. O inanç dolu gözlerin benim yüzümden söndüğünü görmektense, bu gri sokaklarda yalnız başıma çürümeyi seçtim.
Fabrika bacasının dumanı göğe karışırken durdum bir dükkan kepenginin önünde. Islak bir kedi geçti önümden, bakıştık. O da biliyordu, bu şehir adamı doyurmuyordu, sadece geciktiriyordu.
Cebimdeki o küçük, kenarları kıvrılmış defteri çıkardım. Parmaklarım kapağını açarken zorlandı. Defter değil de, eski bir yaranın kabuğuydu sanki. O güne kadar hep başkalarının, o büyük ustaların şiirleriyle doldurmuştum o sayfaları; Nazım’ı, Ahmet Arif’in o zindan duvarlarını, Hasan Hüseyin’in barut kokan sitemini taşımıştım buraya. Hep onların kelimeleriyle haykırmıştım dertleri.
Ama bu defa, kalemi kendimi vurmak için oynattım. Süslü cümleleri, başkalarının sesini, şairane yalanları fırlatıp attım çöpe. Aynayı kırdım o sabah. Kendi infazımı imzalar gibi, dostlarıma uzaktan bir el sallar gibi yazdım o dizeleri:
“Beni kötü bilsinler kardaşlar,
inancı kırılmış bir çift göz,
yüzüme patlayacak bütün dinamitlerden daha amansızdır.
Ben onları terk etmedim,
’ben başaramadım’ diyecek kadar yalın ayak çıkamadım karşılarına.”
Defteri kapattım.
Sabahın ilk minibüsü geçti, binmedim.
Şiir bitmişti, içimdeki o dilsiz sürgün kâğıda dökülmüştü ama bendeki bu mahcubiyet bitmemişti. Yürümeye devam ettim.
Hangi kitabın hangi sayfasında yazılıydı bu,
sevdiklerinin gözünde bir ferman gibi büyümek
ve sonra kalakalmak öylece,
bir şantiye enkazında, bir sokak lambasının altında?
Bana bel bağlamışlardı, diyorum,
ekmek gibi, su gibi, kavga gibi inanmışlardı bana.
Şimdi arkamdan "bizi terk etti" diyorlar.
"Unuttu o eski çocukları, unuttu o kavgaları..."
Bırakın, desinler!
Bilmezler Ahmet Arifçe,
bilmezler kelepçenin namusunu ve tütünün acısını.
İnsanın sevdiklerinden kaçması,
bir pusuda arkadan vurulmaktan daha belalıdır.
Ben bir siper kazdım aramıza, harcını nefretle kardığım.
Beni kötü bilsinler, beni hoyrat, beni zalim...
Çünkü bilirim Hasan Hüseyince;
inancı kırılmış bir dostun gözlerindeki o son bakış,
yüzüme patlayacak bütün dinamitlerden daha amansızdır.
Şimdi bir selamı bile esirgiyorsam o eski sokaklardan,
rehberdeki o isimlere parmağım gitmiyor,
sesim tellerden geçmiyorsa,
bu benim kibrimden değil, kardaşlar,
bu benim o kahrolası, o taş gibi ağır mahcubiyetimdendir.
Korkuyorum!
"Ne yaptın?" diyecekler diye, "Hani o bahar?" diyecekler diye
kendi gölgemden kaçıyorum otobüs duraklarında.
Kendini kandırma Nazımca!
Sen satmadın o çocukları, sen arkana bakıp kaçmadın.
Sen sadece, o canından öte bildiğin insanlara
"Ben başaramadım, kavgayı yarım bıraktım" diyecek kadar
çıplak bir yalın ayaklıkla
çıkamadın karşılarına.
İşte bu yüzden, bu dilsiz sürgün,
onların inancına sürdüğüm en dürüst lekedir şimdi.
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.