0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
28
Okunma
İstanbul iki bin yirmi altı,
ama bir semt var seksenlerden kalma,
tüplü televizyonun üstünde dantel,
çay bardağında yarım kalmış zamanla.
Kapısında solmuş bir yazı:
“Umut veresiye yazılmaz.”
Sabri Abi tavlada zar atar,
“Eskiden fakirlik analogdu,” der,
şimdi yapay zekâ konuşur ekranda,
ama maaş yine ay sonuna yetmez.
Robot gelse kıraathaneye,
önce hesabı görünce donar gider.
Mert telefondan geleceğe bakar,
kira ilanında yüzü solar,
Fikret Bey gözlüğünü silip söylenir:
“Ev değil artık, hayal kiralanır.”
Nuri Dede soba başında susar,
“İnsan bazen bir sandalyeye sığınır.”
Dışarıda gökdelen, metro, martı,
içeride çay, tavla, eski İstanbul,
baraj dolar, bardak yarım kalır,
kentsel dönüşüm tavandan sıva olur.
Gelecek pencereye dayanır ama
kanal yine çekmez, sohbet durur.
Sonra televizyon kararır usulca,
herkes ilk kez birbirine bakar,
bir eski anı çay gibi demlenir,
bir kahkaha rutubeti yıkar.
Kapıda yeni bir yazı kalır:
“Gelecek gelmiştir; insan yan yana oturunca iyileşir.”
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.