5
Yorum
14
Beğeni
5,0
Puan
78
Okunma
Ben seni ilk gördüğümde, göğsümde yıllardır kapalı duran bir pencere ansızın denize açıldı.
Rüzgâr içeri doldu.
Perdeler savruldu.
Ve ben, kendi kalbimin içinde misafir olduğumu anladım.
Çünkü sen, adı konulamayan bir mevsim gibiydin. Ne bahara benzerdi gelişin, ne sonbahara.
Sen gelince ağaçlar başka türlü susar, kuşlar başka türlü göçerdi.
Saçlarının gölgesinde nice akşamlar biriktirdim. Her teline, söyleyemediğim bir duayı bağladım. Bilmezsin, bir kadının suskunluğu bazen yüz şiirin taşıyamayacağı kadar ağırdır.
Ben seni severken, içimdeki nehirlerin yönü değişti.
Dağlar yer değiştirdi.
Gökyüzü daha alçaktan geçmeye başladı.
Ve bütün yıldızlar, geceyi bırakıp gözlerine sığındı.
Öyle uzun baktım ki sana, zaman yoruldu.
Takvimler eskidi.
Mevsimler yaşlandı.
Ama ben, senin adını ilk söylediğim yerde kaldım.
Şimdi ayrılığın, eski bir sarayın boş odalarında dolaşan yalnız bir keman sesi gibi.
Dokunduğu her şeyi hüzne boyuyor.
Geceleri, uykularımın kıyısına vuruyor adın.
Bir dalga gibi.
Çekiliyor.
Yeniden geliyor.
Ve ben her seferinde biraz daha eksiliyorum.
Biliyor musun?
Bazı insanlar gider.
Bazı insanlar ölür.
Bazı insanlar unutulur.
Ama bazıları vardır.
Ruhunun duvarlarına işlenmiş bir nakış gibi ömür boyunca seninle kalır.
İşte sen, benim içimde kalan o denizsin.
Ne kuruyorsun, ne taşıyorsun beni başka kıyılara.
Sadece duruyorsun.
Derin, sessiz ve sonsuz.
Ben de her gece aynı kıyıya oturup sana dönüşen dalgaları dinliyorum.
5.0
100% (7)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.