2
Yorum
12
Beğeni
4,8
Puan
74
Okunma

Yürüyüşe çıkmıştım, yolumun üzerinde yüksek çitlerle çevrili bir bahçede, rengârenk güller vardı ve onları böyle görmek beni hep mutlu ederdi. Bir sabah o güllerin tamamının tomurcuklarının yüzlerine meşale tutulmuş gibi yanmış olduğunu gördüm.
Hava şartları da etkilemiş olamazdı. Aynı bahçede iki üç tane de zeytin ağacı vardı. O an aklıma şu geldi. Muhtemelen zeytine bitki koruma ilacı uygulandı, artan ilacı makineden uygun bir kaba alıp yedekte tutmak yerine güllere zaman zaman musallat olan ve bizim şirin dediğimiz hastalıktan korumak için serptiler ve tomurcuklar böylece heba oldu diye düşündüm.
önce sarmaşık gülleri terk etti bizi
misafir kelebekleri ardı sıra
kara böcekler yuvarlamıyor humuslu toprağı
karıncaların ayaklarında diken
açmadan soldu mor salkımlar
öyle hoş renkler giyerdi ki
dolunay kıskansa güllerin dansını
kimse şaşırmazdı ama soldu işte
mihrican değildi oysa gelen
lodosun hırçın sesine tutunan
yunus hiç değildi
sarardı güneşin aydınlığı
tomurcuklar yere eğildi
uzak kaldığımı nereden bilecektim
gökten zembille indiğini tufanın
ve kırdığını tüm umutları
arşa çıkan çitler mi koruyacaktı
insan oğlunun yıktığını
her dönemeç tuzak her kavşak yaralıydı
sonra dedim ki esmer güzeli
gurup vakitlerini kara görmekti
senin esrikliğin
zeytin ağacını korumak uğruna
soluğunun ulaştığı her yer alev almıştı
görkemli bahçelerde soyu tükendi güllerin
belki kurtulurdu korkularından
tutunmuş olmasaydı bir zeytin ağacının köküne
hiç sığınır mıydı kollarına bilseydi celladı olacağını
hiç gönüldaş olur muydu
bilseydi onun ellerinden içeceğini acı şurubu
14 Mayıs 2026/Hatice Ak
5.0
83% (5)
4.0
17% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.