0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
22
Okunma
İtiraf etmem gerekirse,
onun aklının kıyısında oturmayalı
bir ömrün iç duvarı kadar zaman olmuştu.
Tanrılar vardı.
Eski, yorgun, pas kokulu tanrılar.
Sırtına indiriyorlardı insan soyunun
en kirli günahlarını.
O yine de susuyordu.
Çünkü bazı adamlar
acılarını bağırarak değil,
omurgalarını büyüterek taşır.
Rüzgâr dışında kimse dokunmadı saçlarına.
Gece, ellerini karanlıkta yıkıyordu.
Yerlerde kül vardı.
Bir çağ kapanmış gibiydi.
Ve ben,
başına inen bütün tövbelerin sebebiymişim gibi
sessizce büyüyordum içinde.
O tat vermeyi unutmuştu artık.
Damaklarında kırık dualar dolaşıyordu.
Bazen kaçık bir alkışla
geceyi alkışlıyordu yalnızlığı.
Çünkü gece kendini över.
Gündüz ise ışığa inanıyormuş gibi yapar.
Ben de ona.
Bir şehirden ötekine geçtikçe
sokakların adı değişiyordu.
Bazıları sarmaşık büyütüyordu taş duvarlarında,
bazıları sarı bir kıyamet taşıyordu avuçlarında.
Dünya ya bir gönül bahçesiydi
ya da kurumayı bekleyen yaşlı bir yaprak.
Onu sevmeyi ben istedim.
O ise dağın yamacında ettiği şükür duasını
kemiklerinin içine gömdü.
Sonrası…
Bir A4 kâğıdına yazılmış kader.
Katlanmış bir yazgı.
Elimde aşka kesilmiş tek bir bilet.
Ve dönüşü olmayan bir istasyon sessizliği.
Aşk biterken
çocukluğumdan yükselen o süt kokusu
gecenin içinden geçti.
Ben sevmeyi öğrendiğimi sanıyordum.
Meğer insan
en çok bırakamamayı seviyormuş.
O kem gözlü adamı
kalbimden çıkaramadım.
Çünkü bazı insanlar gitmez.
Sadece insanın içinde oda değiştirir.
Bir bakış bırakırlar mesela,
yıllarca ağzında taşınan yarım bir dua gibi.
Bir gölge bırakırlar omzuna,
ölüm bile silkeleyemez.
Ve bazı aşklar vardır
başlamaz.
14-05-2026
İST
ZARALICAN
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.