2
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
101
Okunma
Kırık bir sandala binmiş
adına çoğaltılmış bir kızım ben.
Suyun altını üstüne getiren her bakışımda,
her suya dokunuşumda
bir tarihin kendi içine kapanmış ihtimali düşer aklıma.
Suskunluk…
bir nehrin akışını kıskandırır.
Yedi lokmanın peşine düşmüş bir ömür var,
ve gerisi
boş bir sayfa.
Kimsenin umrunda değil
kırmızının, beyazın, siyahın
nasıl harmanlandığı.
Sonuçta koyu bir gece;
yıldızların boyu devrilir ışığa.
Bir babanın “baba oluşu” gelmez aklıma,
hep korku veren bir ses kalır geriye.
Annesinin arkasına saklanan
beş çocuk gibi ürkek.
Sevmek nasıl bir şeydi?
Önce beyaz saç tellerimde aradım,
değil…
Ben “sevmek” diye bir şeyi unuttum.
Bulan olursa seslensin:
hey…
Yoksa siyah saç tellerine sorarım,
onlar da bilmiyor.
Ve bir yorgunluk
en çok beynimin içinde pinekleyen.
Dışarıda kaybettiklerimi
içeri alamayışımın tek sebebi
keşke gözlerim olsaydı.
Dilime gelince…
ah o dilim,
dönüp dolaşıp geldiği yerde
kimseye yar olmayan,
kimseye nar olmayan
bir suskunlukta kalır.
15-04-2026
ist
zaralıcan
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.