1
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
82
Okunma
GİDİŞİNE TAKILI KALMİŞ TAKVİMLER.
Puslu bir akşamın en karanlık yüzüyüm bugün,
Gökyüzü kirli bir cam gibi çökmüş omuzlarıma,
Sekiz beş treni de kaçırmışım…
Zaman, raylarda unutulmuş paslı bir su gibi akıyor.
İstasyondayım.
Ne giden geri dönüyor,
Ne gelen beni buluyor.
Gelirsin diye beklediğim her dakika,
İçimde çürüyen bir saat gibi tik taksız.
Ne defterler ak beyaz artık,
Ne yıldızlar gecenin avuçlarında sarı bir umut…
Gökyüzü bile yas tutuyor sanki,
Deniz maviliğini çıkarmış üstünden,
Siyaha bürünmüş eski bir hatıra gibi dalgalanıyor.
Aklım…
Yıllar öncesi bir pazar gününe asılı kalmış,
Güneş bile orada doğup orada batıyor içimde.
Takvim yaprakları kopmuyor artık,
Sadece aynı günü tekrar tekrar kanatıyor.
Hem ne fark eder ki…
Kalksam nereye gider adımlarım?
Yollar, adımı duyunca geri çekilen gölgeler gibi.
Sokaklar bile küsmüş bana,
Yokluğuna yas tutmaktan yorulmuş taşlar suskun.
Dalgaların sesi değişmiş…
Huzur değil, kırık bir cam gibi çınlıyor kulaklarımda.
Kalem parmaklarımda yabancı,
Mürekkep kuruyor damarlarımda,
Her kelime, yarım doğup yarım ölüyor.
Şair yüreğim konuşmak istiyor,
Ama dilim, kilitli bir kapının ardında unutulmuş.
Her cümle içimde düşüyor yere,
Bir yankı bile taşımıyor artık sesimi.
Ve sokaklar…
Yıllardır yokluğuna yas tutan sokaklar,
Ayak izlerimi tanıyor ama beni değil.
Her köşe başı, adını fısıldıyor rüzgâra,
Ben ise her geçişte biraz daha eksiliyorum.
Bir tren daha geçiyor içimden,
Dumanı hatıra, sesi yarım bir vedâ…
Ben hâlâ perondayım;
Gelmeyecek bir gelişin eşiğinde,
Zamanın cebinde unutulmuş bir bekleyiş gibi…
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.