4
Yorum
12
Beğeni
5,0
Puan
285
Okunma

ben şimdi hangi dağın gölgesinden çağırılsam
orası biraz daha karanlık
hangi sokağa dönsem
içimden sürgün edilmiş bir çocuk bakıyor
bir ateş yakılmış içimde
ne ısıtıyor beni
ne de sönüyor
sadece adını biliyor
ali de şiir yazıyormuş sevgilim
ali de bizim gibi
bir ekmek kırıntısını
yüreğinin ortasına koyup
susuyormuş uzun uzun
ben susuyorum
susmak
kurşun gibi ağır
demir gibi soğuk
memleket gibi yarım
şifa diyorum kendime
ama şifa değil
bir dağın içinden geçiyorum
her taşına ince bir çizgi çekilmiş
ben bir derde düştüm sevgilim
dert beni taşımadı
ben derdi taşıdım
dönemedim
dönmek
bir konağın ikinci katında kalmış çocuk sesi
ben o sesi kaybettim
her sabah
dilimin altına bir taş koyuyorum
konuşmayayım diye
ama taşlar da konuşuyor artık
nergisleri hatırlıyorum sevgilim
açan nergisleri
yalnızlıktan açtığını sanan
ama yalnızlığa doğru açan nergisleri
bir nergis var içimde
her gece açıyor
her sabah yine soluyor
ben de onunla soluyorum
içimde çok şey olmuş sevgilim
sen hariç
sen hep aynı yerde
bir yara gibi açık
biri bana sordu
“neden böyle yorgunsun”
dedim
insan bazen kendini taşıyamaz
dağlar bile yorulur
ben yoruldum
beni çağır artık sevgilim
çünkü ben çağırmadığın her anda
biraz daha ölüyorum
yüzükoyun
bir orman var içimde
yakılmış ama hala yeşil
bir nehir var
kurumuş ama hala yeşil
ben o nehirde
ters akıyorum
bir memleketin en eski türküsü
"boyu uzun beli ince"
ben o türküyü unuttum
ama içim hala söylüyor
sevgilim
sen bir dağsın
ben o dağın yamacında
yarım kalmış bir taşım
ne yuvarlanabiliyorum
ne kalabiliyorum
sadece bekliyorum
bir gün
ya dünya beni unutur
ya ben dünyayı
ama ikisi de olmuyor
çünkü insan
unutmayı bile beceremiyor bazen
sevgilim
ben şimdi
bir zindanın kapısında değilim
zindan senin içinde
kapıyı ben kilitledim
anahtarını da kaybettim
ve şimdi
her gece
senin içinde yargılanıyorum
hüküm belli değil
ama acı kesin
sevgilim
sen benim ülkemsin
haritası olmayan
sınırı çizilmeyen
ve her seferinde
sınırda vuruldum
şimdi kanım
harf harf seni akıyor yere
ve ben
o harflerden
seni yeniden yazıyorum
ali şiir yazıyormuş sevgilim
ali de bizim gibi
bir duvarın sıvasını yoklayıp
içindeki çatlağa ad koyuyormuş
ben her gece aynı yere düşüyorum
aynı düşten uyanıp
aynı yokluğa tekrar teslim oluyorum
sanki kader bile yorulmuş beni tekrar etmeye
bir pencere pervazında
bir çay bardağının içinde
bir dağ yamacında
küçük bir fırtına saklıyorum
içsem dinmeyecek
dökseler taşacak
sevgilim
sen gittin ya
şehir biraz eksik sayılıyor artık
sokaklar kendini yarım yamalak anlatıyor
kediler bile daha sessiz
ali şiir yazıyorsa eğer
mutlaka bir kelimenin omzuna
keder bindiriyordur
çünkü biz başka türlü öğrenmedik yaşamayı
annem olsaydı derdi ki
“evlat, insan en çok
beklerken büyür”
ben büyüdüm sevgilim
ama içimdeki çocuk hala
kapının arkasında saklanıyor
bir tren geçiyor
düdüğü yarım
istasyonu olmayan bir yolculuk bu
ne varış var ne dönüş
bir köpek havlıyor
bir incir düşüyor yere
bir kuş ölüyor
sen yokken
her şey biraz daha Allah’a yakın
biraz daha insana uzak
ali şiir yazıyorsa
bize de düşen
aynı suskunluğu bölüşmek olurdu
aynı ekmeği kırar gibi
ve ben
her gece
aynı cümleyi içime gömüyorum
biz
biz
biz
5.0
100% (7)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.