0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
40
Okunma
Baba ocağının kapısı açılınca
içeriye ağır bir sessizlik çöktü;
sanki ev, nefesini yıllardır tutuyormuş da
ben girince bırakmış gibi.
Eski ev…
Duvarlarında nem değil, hatıra birikmiş.
Koltukta oturulmamış bir gölge,
masada yarım kalmış bir sohbet izi,
radyoda cızırtıya karışmış eski bir nefes.
Bir köşede çocukluğumun oyuncakları
kırık, eksik, ama tuhaf bir şekilde
büyümeyen tek yanım.
Tespih, babanın avucunun sıcaklığını unutamamış gibi
Aynı yerde duruyor.
Sanki bir dua havada asılı kalmış,
Biri “âmin” dese tamam olacak.
Baba yok artık…
Evdeki boşluk sadece sessizlikten değil,
Bir sesin geri dönmeyeceğini bilmenin ağırlığından.
Anne var…
Gözlerinde su değil,
Toprak kokusu birikmiş
Sanki her bakışı,
Bir mezar başında beklemek gibi.
Konuşmuyor;
Çünkü bazı sözler ağza değil,
İnsanın göğsündeki yırtığa takılır.
Evin içi ağır…
Bir adım atıyorsun,
Geçmiş ayağına dolanıyor.
Bir eşya tutuyorsun,
Anlıyorum ki
Bazı evler insanı dışarıya değil,
Kendi içine götürür.
Ve o yol,
Her seferinde biraz daha karartır insanı.
Baba ocağı dediğin,
insanı öldürmez…
Ama her dönüşte
Bir parçasını biraz daha ezer,
Bir parçasını biraz daha büyütür,
Bir parçasını da…
kendi içinde gömer.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.