0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
28
Okunma
Rüzgâr esti mi Turfan’dan,
Bir inilti taşır, eski zamandan.
Kumullar konuşur geceyle,
Gökyüzü ağlar susturulan ezanlardan.
Ey mavi göğün yetimi,
Ey hilalin sönmüş ışıltısı,
Senin sükûtun, bir milletin feryadıdır,
Senin gözyaşın, bir ümmetin imtihanı…
Bir zamanlar gök kubbenin altında,
Atlar şahlanırdı Tanrı Dağları’nda.
Her “Bismillah” bir zaferin müjdesiydi,
Her “Elhamdülillah” bir dirilişin nişanı.
Şimdi zincir olmuş o sesler,
Minareler suskun, camiler yetim.
Bir Kur’an sayfası yanıyor ellerde,
Bir çocuk “Ana!” diyemiyor diliyle…
Ey Kaşgar’ın sönmeyen kandili,
Gizli dualarda yanarsın hâlâ.
Zulüm kar gibi yağsa da üstüne,
İmanın ateşiyle çözülür her bela.
Çünkü bilirim:
Mazlumun alnında secde izi,
Zalimin tahtından yücedir her daim.
Ey Urumçi’nin mahzun sabahı,
Her doğan güneş seni anar sessizce.
Çünkü senin gözyaşında Allah’a sığınmış bir millet var,
Ve her damlada bir dua büyür:
“Ya Rab, bizi unutanlara değil,
Bize seni unutturma !”
Bir gün, ey Türkistan,
Dağların susmayacak artık,
Bir yiğit çıkacak – belki isimsiz,
Ama yüreğinde Köktürk’ün rüzgârı,
Elinde Kur’an’ın nuru olacak.
O zaman yıkılacak demir duvarlar,
Ve senin çocukların yeniden
“Esselâmü aleyküm” diyecek özgürce.
Ey mavi göğün yetimi,
Ey hüzünle örülmüş diyar,
Bu destan senin için yazıldı;
Bu satırlarda her kelime,
Bir kefen değil, bir diriliş yeminidir.
Zulüm, karanlığını giyinirken,
Sen sabırla nur ördün kalbinden.
Ve bil ki
Her gecenin bir fecri vardır,
Her Türkistan’ın bir diriliş vakti!
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.