4
Yorum
14
Beğeni
5,0
Puan
80
Okunma

Bismillâhirrahmânirrahîm…
Bu satırlar, kalemin kudretinden değil; gönlün sükûtunda yankılanan bir sırdan doğmuştur. Kelâm sanılan her söz, aslında suskunluğun içinden taşan bir tecellîdir. Zîrâ söz, hakikatin kendisi değil; hakikate açılan bir perdedir.
Bu küçük divançe, ne bir iddia ne de bir kemâl gösterisidir. Bilakis, kesretin gürültüsünden vahdetin sükûnetine doğru bir yolculuğun izidir. Her beyit, bir hâlin tercümesi; her mısra, bir idrakin gölgesidir.
Nevbahârda açılan bir gül nasıl kendi varlığını değil, onu açtıranı gösterirse; bu şiirler de kendi sözüne değil, sözün sahibine işaret etmektedir. Çünkü arifler bilir ki görünen her şey, görünmeyenin bir aynasıdır.
Bu divançede bazen aşkın yangını, bazen benliğin çözülüşü, bazen de mutlak sükûtun iklimi dile gelmiştir. Lakin her hâlde hüküm aynıdır: Kesret zannı silinmekte, vahdet hakikati zuhûr etmektedir.
Okuyucuya düşen, kelimelerin zahirinde oyalanmak değil; onların işaret ettiği manaya yönelmektir. Zîrâ her “ben” ifadesi, hakikatte bir yokluğu; her “O’dur” hitabı ise mutlak varlığı haber verir.
Bu divançe, nihayetinde bir söz kitabı değil; sözün kendini inkâr ettiği bir aynadır.
Ve bilenler için son söz şudur:
Söyleyen de O’dur, dinleyen de…
Bergüzâr
I.
Nevbahâr oldu açıldı gülşen-i dil nûr O’dur,
Her görünen vech-i pâkinden gelen hep O’dur.
Erguvân renginde yandı sînede aşkın şerâr,
Her kıvılcım söyler âlemde zuhûr eden O’dur.
Kesret içre kaybolan gönlüm arar dâim seni,
Her zeremde zâhir olan sırr-ı mutlak hep O’dur.
Beyzâ sandım ben bahârı, nûr imiş ser-tâ-ser,
Giydiren sensin beni, varlık dediğim hep O’dur.
Bir demet oya değil maksûd-ı dil ey cân-ı cân,
Her tecellî kâfidir, zîrâ görünen hep O’dur.
Sustu Bergüzâr, bitti söz nevbahârın sırrında,
Söyleyen sensin yine, kul dediğin hep O’dur.
II.
Gül açar her dem gönülde, bâğ-ı dilde nûr O’dur,
Cümle eşyâda tecellî eyleyen mestûr O’dur.
Şem‘-i aşkınla yanar pervâne-veş bu cân u ten,
Her harâret, her kıvılcım, her yanan mahzûn O’dur.
Kesretin âlâmı içre gezdirir Hak kulunu,
Perde perde kaldırınca görünen makbûl O’dur.
Sandım ayrı varlığım var, ben dediğim bir hayâl,
Ayn-ı hakîkatte baksam görünen meçhûl O’dur.
Ne bahârın ne hazânın hükmü yoktur ârifa,
Her mevsimde cilve kılan, hükmeden mevsûl O’dur.
Düşdü dil bu sırr-ı vahdet bahrine Bergüzâr gibi,
Söyleyen, susturan, hem dinleyen hep O’dur.
III.
Bir nefeslik benliğim vardı, o da mahv oldu bugün,
Sînede kalan ne varsa, hep silindi, hep O’dur.
Seyr ederken kendi zannımda nice yollar yürüdüm,
Her adımda anladım ki varan ile yol O’dur.
Aynada gördüm cemâlin, sandım ayrı bir yüzüm,
Perde kalkınca göründü bakan, bakılan O’dur.
Bir nida geldi derûndan: “Sen kimsin?” dedim sustum,
Söyleyen de söyleten de, sus deyip duran O’dur.
Ne duâ kaldı dilimde ne niyazım ne sözüm,
Âh eden, âhı duyan da, lutfeden ihsân O’dur.
Bergüzâr düştü bu sırra, yokluğa erdi nihâyet,
Yokluk içre var olan tek, dâimâ sultân O’dur.
Gönül Adıgüzel Dural
5.0
100% (7)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.