10
Yorum
30
Beğeni
5,0
Puan
140
Okunma
Lahza lahza dökülen harflerin
mihenk taşında dağılması mıydı gece?
Sahi, neydi avazından uçurduğun,
bilhassa yuttuğun?
Ağır mıydı karanlığında üflediğin sûr?
Yüreğinde işlediğin, işlendiğin kıyamettin.
Kaçıncı gözünden düştün?
İlmek ilmek çektiğin sabrın,
tek tek söküldü mü selameti?
Kırklara karıştı mı ruhuyetin?
Ahirinden saçılan âminlerin
sığdı mı avuç içlerine,
ya da taştı mı sıratın o keskin,
derin ve ateşli sırtından?
Karanlığı neşterliyorken gözlerim,
sus koylarında bir rüzgâr
katre katre dolaşıyor saçlarımın sızısında.
Hangi çatlağın değirmeninden dökülür
an ve bir can???
Sus…
Gardını alamayan bir deliyim.
Özü ziyana durmuş düşlerin talan ehliyim.
Ve bilmelisin ki…
Girdabında kendini yutan bir obruğun,
neyse ki notalarında dolaşan,
olsunlar da kaybolanım.
Sağır bir fısıltıyı
zehirli dünyanın göğsünde,
bilhassa göğünde unutanım.
Bakma öyle ehlileştiğime;
küllerimi ovuşturup
ateşe, yemine ve sana
taşımaktayım.
Yelkensiz bir rüzgârı çevirip,
Ölümün omurgasında şahlanan,
Celladına aşık dalgakıranım…
Hepsi bu…
5.0
100% (17)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.