8
Yorum
27
Beğeni
5,0
Puan
144
Okunma
Kurumuş bir göğün tütün sarısı acılarını tütsülerken
Bakışlarını közleyip uçmak istiyordu içindeki çocuk.
--Ve sanırım, dedi kuruyan cılız sesi,
--Evet, sanırım beni sen öldüreceksin...
Avuçlarında elediği toprağın sızısını karıp,
ateşe yemin süren dillerin nabzında,
mağlup bir güvertenin batık yıldızlarına seslenerek
--Yaşamak can çekişiyor, dedi.
Güzden kalma sıcaklığının titremelerini soyunup,
ıslak ruhun penceresine güneşi astı.
--Bir ihtimalin rahmine ektiğim dedi,
--acep filizlenir mi?
Kim bilir’e yüz sürüp arşın kapısına
kalbini kitledi.
Sessizliğin göbeğinde bağdaş kuran gözleri,
Sonra dedi, sonra...
--Şakağımda dolaşan mürekkebin
kalbime sızmasını durduramıyor ellerim.
Ah, umudun mehtabında yangın çıkartan deli divane ay,
akıl koridorlarımda şahlanmış bir ateşi
dizginleyemiyorum.
--Sorma, dedim, sorma.
Vira, toprağa kaç ömür daha hibe edilecek?
Ben bilinmiş bir sus/kuyuyum.
Karanlığıma süzer ışıkların ki
nefesimi bile yutar...
Hırçın gözlerimin ey asil yaşı,
ateşine vaveyla olan narım,
sızımın maşuk kangreni,
harflerimin lal olmuş mürekkebi,
revan durmuş yolumun zamansız ehli,
dara düşürme yüzünü.
--Ben ki
gecenin koynunda unutulmuş
bir hicranın son hecesiyim, dedi
Ve gülümsedi...
5.0
100% (9)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.