0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
105
Okunma
Zamanın Tamircisi
Tarsus’un tarih kokan dar sokaklarında, zamanın bile yavaşladığı hissedilen o köşede, Selim Usta’nın dükkânı yer alırdı. Dükkânın kapısından içeri girdiğinizde sizi karşılayan şey sadece binlerce saatin ritmik tıkırtısı değil, aynı zamanda geçmişin yoğun kokusuydu. Selim Usta için saatler, yalnızca pirinç ve çelikten ibaret nesneler değildi; onlar insanların sakladığı sırlar, tutamadığı sözler ve bitiremediği vedalardı.
Bir akşamüzeri, dükkânın kapısındaki pirinç çan titredi. İçeri giren gencin yüzünde, sanki yılların yorgunluğu bir gecede birikmiş gibi bir ifade vardı. Adı Kerem’di. Avucunda, kadife bir beze sarılı, gümüş bir köstekli saat tutuyordu.
Güneş yavaşça çekildi, boyandı ufuk kızıl bir renge,
Eski bir kasabada hayat, daldı derin bir ahenge.
Dar sokakların ucunda, küçük bir dükkân dururdu,
İçinde yaşlı bir saatçi, zamanın kalbine vururdu.
Gözünde ince bir mercek, elinde gümüşten bir yay,
Geçip giderdi ömründen sessizce her hafta, her ay.
Bir akşam kapısı çaldı, rüzgârla içeri girdi bir genç,
Yüzünde hüzünlü bir hat, kalbinde dinmeyen bir direnç.
Avucunda kırık bir saat, yelkovanı küsmüş akrebe,
Dedi: "Ustam, bu hatıra, derman olur mu kalbe?
Babamdan kalma bir yadigâr, durdu o gittiği gün,
Ondan beri bu dünyada, her günüm dertli ve düğün."
Yaşlı adam aldı saati, okşadı tozlu camını,
Sanki duydu o metalde, mazinin her bir anını.
Dedi: "Evlat, zaman durmaz, saniye döner durur,
Lakin bazen bir kırık dişli, tüm hayatı durdurur."
Sabaha dek uğraştı usta, tık tık sesleri yükseldi,
Sonunda o eski çarklar, yeniden dile geldi.
Gence dönüp gülümsedi: "Bak, hayat devam ediyor,
Gidenler kalpte yaşar ama zaman hep yol alıyor."
Genç adam aldı saati, teşekkür etti derinden,
Bir yük kalkmıştı sanki, o an yorgun omuzlarından.
Kasaba yine sessizdi, ay ışığı vurdu yola,
Hikâye burada bitti, hayat verdi kısa bir mola.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.