46
Yorum
39
Beğeni
5,0
Puan
437
Okunma

Yitik bir rüzgâr geçer eşiğimden her akşam,
Yükünde küllenmiş masallar, yarım kalmış bir hece.
Zamanın parmak izleri birikir penceremde,
Kırılan her hayal, avuçlarımda bir sızı.
Susmak, en gürültülü vedadır içimizde;
Bir kâğıt kesiği sızlatır tüm kelimeleri.
Mürekkebi kurumuş mektuplar bekler raflarda,
Gitmeye cesareti olmayan yerleşik hüzne dair.
Şimdi kış balkonunda, ayazla söyleşen yolcu,
Bilir ki her mısra aslında yangından kalma.
Kurtarılan ilk hatıra, göze alınan o yara,
Ve geri dönülmeyen yolların tozlu hikâyesi.
Lavanta kokulu düşler kapandı perdeler ardına,
Yaseminler boyun büktü, gardenyalar dilsiz.
Beyaz güllerin yapraklarında biriken nem,
Ruhun tellerine dokunan sessiz bir dua.
Kırık bir keman sesi yükselir sokaklardan,
Tellerin ucunda damar bir feryat koparır sızı.
Aynadaki yabancı, senin eski bir gölgen,
Kendi yankısına çarpan soluk bir yolcu.
Göçüp giden kuşların kanadında kaldı umut,
Yüreğin kuytusundaki isim artık mühürlü.
Eski bir sandıkta sararan resimler şahit,
Eridi mumlar, bitti kelâm, mülk sükûtun.
Söndürün lambaları, şehir karanlığına dolsun,
Gölgeler kendi öyküsünü yazsın duvarlara.
En derin yaralar, kimsenin görmediği yerde,
Yalnızca ay ışığı sızdığında kanar.
Bir kedi geçer sokaktan, adımları sessiz,
Tıpkı içindeki çocuk gibi, köşesine çekilmiş.
Yürekten konuşan kuşlar terk etti bu kenti,
Geriye sadece betonun soğuk nefesi kaldı.
Zaman, bir değirmen gibi öğütürken hayalleri,
Biz yitik bir limanda unuttuk o beyaz gemiyi.
Issız bir kıyı bağrına basar mı yorgun ruhu,
Dalgası dertli olanı kim kabul eder?
Güneş doğmasa da olur artık bu viraneye,
Yıldızlar sönse, gökyüzü hep gece kalsa da...
Alışkınız karanlığın o koyu tonuna,
Aşinayız bitmeyen bu kemikleşmiş ağrıya.
Bir fincan kahve kokusunda aranan dostluklar,
Şimdi duman olup uçtu ufuk çizgisinde.
Kelimeler bitap, kalem yorgun, kâğıt dertli,
Söylenecek ne varsa, birer birer gömüldü.
Ve şimdi... ıssız koridorda yankılanan ayak sesleri,
Vuslatın değil, bir kayboluşun son habercisi.
Uçsuz bucaksız bir boşluğun kıyısında dururken böyle,
Mühürlendi dudaklar, sükûtun vebali kaldı geriye.
Cemre Yaman
5.0
100% (30)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.