1
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
131
Okunma

Bir dağın omzunda unutulmuş bir masaldır Anası yok, babası yok,
bir yılanın sabrında büyümüş çocuk.
Sepet satan kadın..
Toprak onu bilmez,
insan sesi değmemiş kulağına.
Bir mağaranın serinliğinde
gözlerini hayata değil,
yazgıya açmış.
Sonra bir gün
insanlar bulmuş onu;
bir zembile koyup
şehre indirmişler.
Adı o yüzden kalmış dilde:
Zembil Froş —
zembilde taşınan yalnızlık.
Güzelliği dillere düşmüş,
gözleri iki dağ gölgesi,
saçları gecenin en ıssız yanı.
Ama kalbi,
hep o mağaranın karanlığına yaslı.
Bir padişah kızı sevmiş onu,
bir kader düğüm olmuş boynuna.
Ne saray ısıtmış içini,
ne altın avutmuş yoksulluğunu.
O, insan olmayı geç öğrenmiş
ama kaybetmeyi erken.
Her masal bir kavuşmayla bitmez.
Bazıları bir geri dönüşle,
bir kaçışla,
bir yalnızlıkla kapanır.
Zembil Froş
bir daha dağa dönmüş derler.
İnsan kalabalığından
yılanların sessizliğine.
Çünkü bazı kalpler
şehirde atamaz;
bazı çocuklar
gecikmiş bir doğum gibi
hep ait oldukları karanlığı arar.
Ve biz
her sevdiğimizi tutamadığımızda
bir zembilin içinden
aşağı sarkarız hayata.
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.