5
Yorum
17
Beğeni
5,0
Puan
208
Okunma

Yurdumun insanları
tarihin kıyısında unutulmuş bir cümle gibi
yaşar bazen;
ne tamamen suskun,
ne bütünüyle anlatılmış.
Her yüzün arkasında
başka bir yüzyıl saklıdır.
Kimi, babasından kalan
eski bir saatin içinde taşır zamanı;
kimi annesinin sesini
ölümden bile uzun bir yankı gibi
göğsünde gezdirir.
Bizim insanımız
geçmişi gömmeyi bilmez.
Bir mezar taşına isim yazılır,
ama hatıra
toprağın altında çürümez.
Sokaklarda yürürken
kaç kişinin hayatından geçtiğimizi
bilmeden geçeriz birbirimizin yanından.
Bir berber dükkânında
bir ömür tıraş edilir,
bir kahvede
imparatorluklar kurulur, yıkılır,
bir istasyonun peronunda
bir kadın
gitmekle kalmak arasında
kendi kaderini tartar.
Yurdumun insanları
bazen bir Dostoyevski romanı kadar
karanlık bir gecenin içinde,
bazen bir Çehov hikâyesi kadar
küçük bir ayrıntının peşindedir.
Bir fincan çayın soğumasını
kimse trajedi saymaz burada;
oysa bazı hayatlar
tam da böyle soğur:
kimse fark etmeden.
Sonra bir şair çıkar
ve dünyanın bütün gürültüsünü
tek bir kelimeyle susturur.
“Memleket.”
Bu kelime
bazılarında bir dağdır,
bazılarında bir kadın yüzü,
bazılarında çocukluğun
artık dönülmeyen sokağı.
Bende ise
uzaktan bakınca küçülen,
yaklaştıkça büyüyen
bir insan kalabalığıdır.
Yurdumun insanları…
Kaderi alnında taşımaktan
yorulmuşlardır
ama yine de
yarın için ekmek yoğururlar.
Çünkü insan
en çok da
umut etmediği zamanlarda
umut eder.
Belki Camus’nün
anlamsızlığın ortasında yürüyen insanı gibiyiz;
belki Kafka’nın kapısında
yıllarca bekleyen adam kadar şaşkın.
Ama bizde başka bir şey var:
Bir çocuğun başını okşamak
dünyanın bütün felsefesinden
daha eski bir bilgidir.
Bir sofraya yabancıyı çağırmak
bütün kitaplardan önce yazılmış
bir ahlaktır.
Ve bir ölünün ardından
“İyi insandı” demek
bazen onun hayatı hakkında
yazılabilecek en büyük romandır.
Yurdumun insanları…
Onları anlamak için
haritalara bakmayın.
Ellerine bakın.
Çatlamış avuçlarında
toprağın hafızası,
tırnaklarının arasında
günün yorgunluğu,
gözlerinin derininde
kimsenin bilmediği
bir yenilgi vardır.
Ama dikkat edin:
O gözlerde
yenilginin yanında
inatçı bir ışık da vardır.
İnsan dediğin
belki de budur:
Kırılmış bir aynanın
kendini hâlâ gökyüzü sanması.
Ve yurdumun insanları
bütün eksiklikleriyle,
bütün suskunluklarıyla,
bütün kayıplarıyla
hâlâ gökyüzüne bakıyor.
Belki de
dünyanın en eski şiiri
tam orada başlıyor.
5.0
100% (6)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.