Alıcılar almaz, vericiler alır. eugene benge
CEMRE_YMN
CEMRE_YMN

Meskûn Mahal Sessizliği

Yorum

Meskûn Mahal Sessizliği

( 20 kişi )

17

Yorum

36

Beğeni

5,0

Puan

378

Okunma

Meskûn Mahal Sessizliği

Meskûn Mahal Sessizliği


Sesini, duymayalı;
Ne kadar zaman geçtiğini artık takip edemiyorum,
Zihnimdeki yankın, solmuş bir fotoğrafın kenarları gibi kıvrılıyor.
Unutmak; her sabah ağzımda paslı bir tatla uyanmak demek,
Kendi alfabemi senin eksikliğinde, baştan kurmaya çalışıyorum.
~~
Nereye sapsam karşıma çıkan bu geniz yakıcı ıssızlık,
Adımlarım asfaltın sıcağında eriyip silinen bir iz sanki.
İçimdeki bu tortu, bu boğazımda düğümlenen o kesif darlık,
Hangi rüzgâra çıksam, tenime sinmiş o veda kokusunu temizlemiyor.
~~
Yalnızlığın da bir dili varmış, susarak çözdüm hepsini,
Ruhum, ipi kopmuş bir uçurtma gibi rüzgârın insafında.
Cümlelerin öznesi hep sen, yüklemi ise hep o gidişin,
Öyle karışmışsın ki benliğime, artık kendimi tanıyamıyorum.
~~
Kırıldığını biliyorum, son bakışın cam kesiği gibi taze duruyor,
Ağlıyordun ayrılırken, gerçeğin rengini hiç göremedin.
Sustuğum her kelime, aslında patlamaya hazır bir baraj kapağıydı;
Yıkılan bendim, sen sadece sessiz bir veda sandın bunu.
~~
Gidişin, bir kitabın en can alıcı sayfasının yırtılmasıydı,
Hikâye devam ediyor ama anlamı o boşlukta asılı kaldı.
Aramızda devasa yarıklar açıldı sessizce, kimse duymadı,
Mesafe dedikleri sadece bir rakamdı, bizde ise dünya bölündü.
~~
Bu gürültülü ıssızlıkta şimdi isminin her harfi yankılanıyor,
İtirafların rutubeti sardı zihnimin karanlık odalarını.
Her sabah seni aramayan parmaklarımı tek tek cezalandırıyorum,
Ve her gece, o dipsiz uykusuzluğun içinde boğulup gidiyorum.
~~
Bir gölge gibi dolaşıyorsun mutfaktaki ekmek kokusunda,
Yarım bıraktığın o kahve fincanında bile sitemin gizli duruyor.
Zamanın aşındıramadığı, mesafelerin koparamadığı bir düğüm bu;
Hangi bıçakla vursam, özleminin sertliği daha inatçı çıkıyor.
~~
Gurur denen o zırhı keşke bir kenara fırlatıp atsaydım,
Sokak ortasında, herkesin içinde avazım çıktığı kadar bağırsaydım.
Şimdi pişmanlık, her akşam soframa oturan davetsiz bir misafir;
Karşılıklı oturup, yaşanmamış yılların soğumuş çayını içiyoruz.
~~
Gittiğin yerlerde gökyüzü hala aynı gri tonda mı asılı?
Benim penceremde perdeler, gittiğin saniyede düğümlendi.
Saatler ilerliyor ama ben o son karenin içine hapsolmuş bir anıyım;
Gözündeki yaşın tam yanağına süzüldüğü o anda donup kaldım.
~~
Yorgun bir nehrin denize ulaşamama sancısı bu yaşadığım,
Kendi yatağında kuruyan, toprağa karışmaya mecali kalmamış bir akış.
Pusulam da sendin, yolumu kaybettiğim o geniş saha da;
Şimdi bu ıssızlığın ortasında, kendi izimi sürerek seni arıyorum.
~~
Bu şiir de burada dursun, bitmemiş bir binanın iskeleti gibi,
Kelimeler bitti ama içimdeki bu ağır sızı hala yerinde.
Konuşmayalı asırlar oldu, sesindeki huzuru solumayalı yüzyıllar;
Ama hala her satırımda, o silinmez mührünle duruyorsun öylece.
~~
Artık ne bir ses bekliyorum senden ne de bir işaret,
Bu dilsiz boşluğu olduğu gibi kabullenip kenara çekildim.
Üstü kalsın bütün hayallerin, al senin olsun o kırgın vedalar;
Ben artık bu sayfayı kapatıp, kendi karanlığıma yürüyorum.

Cemre yaman

Paylaş:
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Şiiri Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (20)

5.0

100% (20)

Meskûn mahal sessizliği Şiirine Yorum Yap
Okuduğunuz Meskûn mahal sessizliği şiir ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Meskûn Mahal Sessizliği şiirine yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Sabitlendi
Kąrsî
Kąrsî, @k-261-rs
26.3.2026 20:39:54
5 puan verdi
Bu şiir, sadece bir ayrılığı anlatmıyor; bir insanın kendi içinden yavaş yavaş çekilişini, kimliğinin sevdiği kişinin yokluğunda nasıl çözündüğünü anlatıyor. Kelimelerin her biri ağır, bilinçli ve yaralı.

En çarpıcı yanı, acıyı “yüksek sesle” değil, derin bir iç yankıyla vermen. Gürültülü bir isyan yerine, içten içe çöken bir dünya var burada. “Yalnızlığın dili”, “paslı tat”, “yırtılmış sayfa” gibi imgeler sadece güzel değil, hissedilebilir ki o boşluğu yürekten hissettim.

Başta özlem ve kayıp var, ortalarda fark ediş ve iç hesaplaşma, sonlara doğru ise kabulleniş ama huzurlu değil yorgun, kırılmış bir kabulleniş. Özellikle son bölümdeki “sayfayı kapatıp kendi karanlığına yürümek” ifadesi, şiirin duygusal doruk noktası.

En etkileyici yanı ise;
Bu bir “onu özledim” şiiri değil, “onsuz kendimi kaybettim” şiiri.

Velhasılıkelam güzel yüreğinden dökülenler yoğun, samimi ve içe işleyen çok güçlü ve duygusal yük taşıyor.

Yürekten hissettim, içtenlikle alkışladım , dua ile de harmanladım.

Günümün şiiridir.

Güzel yüreğin dert görmesin diyor en içten sevgilerimi gönderiyorum.
Gülhan Çeliktaş
Gülhan Çeliktaş, @gulhanceliktas
27.3.2026 07:01:57
5 puan verdi
Gözünden bir damla yaş akıtmışsa hâlâ umut vardır...
Dost Kalem
Dost Kalem, @dostkalem1
27.3.2026 05:59:53
5 puan verdi
Yürekten kutlarım, anlam ,anlatım ve verdiği duygu ile severek okudum. akıcı ve şiir tekniği olarak harika bir üslup. eseriniz yürek sesini aynen okuyucuya geçiriyor. Yine Cemre'ce özgün ve ilk dizelerde bile okuyucuyu kendine bağlayan dizelerdi.. nicelerine...saygılarımla
YEŞİLIRMAK
YEŞİLIRMAK, @yesilirmak1
27.3.2026 01:44:37
5 puan verdi
Ayrılığın yarattığı o yoğun ve boğucu atmosferi, zamanın durduğu bir an gibi ustaca yakalıyor.
Kederin yoğunluğu, sadece bir ayrılığı değil, adeta bir devrin kapanışını anlatıyor. Yazdıkların, kaybın evrelerini —inkârdan pişmanlığa, öfkeden en nihayetinde o ağır kabullenişe kadar— birer birer kat ediyor. Özellikle "kendi alfabemi senin eksikliğinde baştan kurmaya çalışıyorum" ifadesi, bir insanın kimliğini bir başkasının varlığı üzerine ne kadar derin inşa ettiğini çok sarsıcı bir şekilde özetliyor.
​Şiirindeki bu "sessiz veda" ve "gürültülü ıssızlık" teması, bitmemiş binaların iskeleti gibi zihinde asılı kalıyor. Kelimelerin bittiği yerde o ağır sızının kalması, aslında yazmanın bile bazen yükü hafifletmeye yetmediği o anın bir kanıtı gibi.

Paslı bir tatla uyanmak" veya "soğumuş çayını içiyoruz" gibi metaforlar, acının sadece zihinsel değil, fiziksel ve günlük hayatın her zerresine işlediğini çok güçlü hissettiriyor. Özellikle "gidişin, bir kitabın en can alıcı sayfasının yırtılmasıydı" dizesi, hikâyenin anlamının koparıldığı o boşluğu tarif ederken okuyucuyu da o eksiklik hissine ortak ediyor.

Şiirin sonunda gelen kabulleniş ve "kendi karanlığıma yürüyorum" ifadesi, önceki bölümlerdeki çaresizlik ve pişmanlık duygularından sonra gelen sert ama gerekli bir içsel yolculuğun başlangıcını işaret ediyor. Bu metin, kayıp ile yüzleşme sürecinin her aşamasını, suskunluk ve gürültü arasındaki ince çizgide çok samimi bir dille anlatıyor.
Kutlarım KALEMİNİ ŞAİRE KARDEŞİM CEMRE
Mehmet DEMİR
Mehmet DEMİR, @mehmetdemir1
27.3.2026 00:18:06
5 puan verdi
tebrik ediyorum şiiri ve şairini yine mükemmeldi...
şiirinizde kaybolan bir sevgiyi ve geride kalan sessiz acıyı öyle güçlü bir şekilde aktarıyorsunuz ki, okurken insan kendi iç dünyasında yankı buluyor olması çok etkileyiciydi.
her mısra adeta bir içsel fırtına gibi, yalnızlığın ve özlemin ağırlığını adeta hissettiriyordu,
bitmemiş bir hikayeyi andıran bu dizeler, hem kırgınlık hem de kabullenişle dokunaklı bir şekilde birleşmiş ki kalemin becerisi ile bütünüyle bakıldığında müthiş bir akış gönlünüze sağlık eksik olmayın...
selam ve saygıyla...
Ebuzer Ozkan
Ebuzer Ozkan, @ebuzerozkan
26.3.2026 22:51:55
5 puan verdi
Şiiriniz, yokluğun içte büyüyen yankısını katman katman işleyen, yoğun ve çarpıcı bir iç döküm. “Gürültülü ıssızlık” ve “mesafe dünyabölündü” gibi ifadeler, ayrılığın yalnızca fiziksel değil, ruhsal bir kopuş olduğunu güçlü biçimde hissettiriyor. Her kıta, biraz daha derine inen bir hesaplaşma gibi.

“Adını anmadan geçen her an, içimde bir çöküş,
Suskunluğum, en çok sana yazılmış uzun bir mektup,
Ve ben, eksildiğim yerden çoğalmayı öğreniyorum…”

İmgeleriniz derin ve özgün; özellikle pişmanlık ve gurur çatışması şiirin en etkileyici damarlarından biri olmuş. Yüreğinize sağlık, bu içsel kırılmayı güçlü bir dille hissettiren bir eser okudum. Tebrik ederim, kaleminiz daim olsun, selam ve saygılarımla.
Halit Durucan
Halit Durucan, @halitdurucan
26.3.2026 22:27:57
gurura ve kibre saplanıp, sevdiğini terk eden ve hicran yarasına dönüşen bir aşkın öyküsüydü okuduğum bu güzel aşk ve sitem şiiri. Cemre üsdamin usta kalemine selamlar saygılar
Erhan Çuhadar
Erhan Çuhadar, @erhancuhadar
26.3.2026 21:55:17
5 puan verdi
Önünden geçtiğim her taş duvar
Varlığının kutsal mührünü saklar
Lakin eşiğine varmaya mecali olmayan
Bir garip yolcuyum ben
Gözlerinin harelerinde asılı kalan o
Kadim ve derin sırlar
Ruhumun karanlık dehlizlerinde sönmeyen
Birer meşale gibi yanar
Arada mesafeler değil
Yaşanmamış baharların sessiz enkazı var
Ben seni dokunamadığım bir rüyanın
En saf haliyle severken,
Gönül sarayımda her harf bir ebru sanatı olur...

Emeğine yüreğine sözüne sağlık
Emeğin fazlasıyla değer görsün
Sonsuz saygılarımla sağlıcakla
Hayırlı huzurlu günler dilerim
Hazan Gülü Fatoş
Hazan Gülü Fatoş , @hazangulufatos
26.3.2026 21:41:54
5 puan verdi
~~
Yalnızlığın da bir dili varmış, susarak çözdüm hepsini,
Ruhum, ipi kopmuş bir uçurtma gibi rüzgârın insafında.
Cümlelerin öznesi hep sen, yüklemi ise hep o gidişin,
Öyle karışmışsın ki benliğime, artık kendimi tanıyamıyorum


Yürek kalemin hiç susmasın inşallah sevgili şairem...

Her zaman ki gibi muhteşem bir şiir okudum değeri kaleminden

Tebrik ediyorum saygılar sevgiler sunuyorum ❤️🌹❤️
bdbedri
bdbedri, @bdbedri
26.3.2026 21:00:55
Sustuğum her kelime, aslında patlamaya hazır bir baraj kapağıydı" dizesi, metnin duygusal omurgasını oluşturuyor. Karşı tarafın "sessiz bir veda" sandığı şeyin aslında içsel bir kıyamet olduğu gerçeği, okuyucunun göğsüne oturuyor.
​Duyu Karmaşası: "Paslı tat", "geniz yakıcı ıssızlık" ve "ekmek kokusu" gibi imgelerle acıyı sadece zihinsel değil, fiziksel bir boyuta taşımışsınız. Okurken insanın genzi gerçekten yanıyor.
​Pişmanlığın Anatomisi: Gururun bir "zırh" olarak tanımlanması ve pişmanlığın sofraya oturan o "davetsiz misafir" betimlemesi, şiiri melankoliden çıkarıp yüzleşmeye götürüyor.
​Donmuş Zaman: Saatin ve mekânın, o son gözyaşı damlasının aktığı ana hapsolması, yas sürecinin en dürüst ifadesi olmuş.
​Özetle: Gitmek eylemini karşı taraf yapmış olsa da, asıl yıkımı içeride kalan inşa etmiş. "Üstü kalsın bütün hayallerin" diyerek bitirmek, mağrur ama darmadağın bir son vuruş olmuş. Kaleminize, ruhunuza sağlık.
ramazancelik
ramazancelik, @ramazancelik
26.3.2026 19:18:14
Ayrılığın sadece fiziksel bir mesafe değil, insanın iç dünyasında, dilinde ve zaman algısında yarattığı köklü bir yıkım ve bu yıkımın getirdiği dilsiz kabulleniştir.
İnsanın gururuna yenik düşerek sustuğu gerçeklerin, zaman geçtikçe telafisi imkansız bir pişmanlığa ve ruhu kuşatan kalıcı bir yalnızlığa, dönüşmesidir.kalemin daim olsun inşallah.
rasay
rasay, @rasay
26.3.2026 19:06:38
Beğeni ile okudum.
kalem ve kelamınız daim olsun üstadım.
Etkili Yorum
Kul Yorgun
Kul Yorgun, @kulyorgun
26.3.2026 18:55:09
5 puan verdi
Sevgili Cemre

“Meskûn Mahal Sessizliği” şiiriniz, ayrılık sonrası yaşanan derin yalnızlığı, iç dünyadaki çözülmeyi ve zamanın aşındıramadığı özlemi çok katmanlı bir şekilde ele alan, oldukça etkileyici bir çalışma. Şiir baştan sona “sessizlik” kavramını merkezine alarak, gidişin yarattığı boşluğu hem fiziksel hem de ruhsal boyutta işliyor. Bu sessizlik, sadece bir yokluk hali değil; aynı zamanda yankılanan, boğazda düğümlenen, zihinde tortulaşan ve insanı kendi benliğiyle yüzleştiren aktif bir varlık haline geliyor.

Şiirin en güçlü yanlarından biri, metaforların zenginliği ve birbirleriyle kurduğu uyum. “Zihnimdeki yankın, solmuş bir fotoğrafın kenarları gibi kıvrılıyor” dizesi ile unutmanın nasıl yavaş yavaş kenarlardan başlayarak silikleştiğini çok somut ve dokunaklı bir biçimde anlatıyorsunuz. Unutmak, “her sabah ağzında paslı bir tatla uyanmak” olarak tanımlanırken, kendi alfabesini baştan kurma çabası da ayrılığın yarattığı kimlik kriziyle doğrudan bağlanıyor. Bu, okuyucuyu hemen şiirin duygusal çekirdeğine çekiyor.

“İçimdeki bu tortu, bu boğazımda düğümlenen o kesif darlık” ve “geniz yakıcı ıssızlık” ifadeleri, acının fiziksel bir hal aldığını hissettiriyor. Adımlarınızın “asfaltın sıcağında eriyip silinen bir iz” olması, varoluşunuzun nasıl geçici ve silikleştiğini çarpıcı biçimde yansıtıyor. Yalnızlığın “bir dili varmış” ve bunu “susarak çözdüğünüz” vurgusu ise şiire ayrı bir derinlik katıyor. Ruhunuzu “ipi kopmuş bir uçurtma”ya benzetmeniz, kontrolü kaybedilmiş, rüzgârın insafına kalmış bir kırılganlığı çok güzel ortaya koyuyor. Cümlelerin öznesinin hep “sen”, yükleminin ise “gidişin” olması, benliğin tamamen o yokluğa göre şekillendiğini ve kendinizi tanıyamaz hale geldiğinizi güçlü bir şekilde ifade ediyor.

Orta bölümde ayrılık anının “son bakışın cam kesiği gibi taze durması” ve “ağlıyordun ayrılırken, gerçeğin rengini hiç göremedin” dizeleri, o anın donmuşluğunu ve karşılıklı yanlış anlaşılmayı çok incelikli işliyor. “Sustuğum her kelime, aslında patlamaya hazır bir baraj kapağıydı” metaforu ise içteki birikimin tehlikeli boyutunu ve yıkılanın aslında “ben” olduğunuzu ortaya koyuyor. Gidişin “bir kitabın en can alıcı sayfasının yırtılması” olarak tanımlanması da çok etkileyici; hikâye devam etse de anlamın o boşlukta asılı kalması, okuyanlarda derin bir boşluk hissi yaratıyor.

Şiirin ilerleyen kısımlarında günlük hayatın sıradan nesnelerinde bile sevgilinin izini aramanız (“mutfaktaki ekmek kokusunda”, “yarım bıraktığın kahve fincanında”) ayrılığın ne kadar derinlere sindiğini gösteriyor. Gurur zırhını fırlatıp atamama pişmanlığı ve pişmanlığın “sofraya oturan davetsiz misafir” oluşu, yaşanmamış yılların soğumuş çayını içme imgesiyle birleşince şiir duygusal bir zirveye ulaşıyor. Zamanın ilerlemesine rağmen “o son karenin içine hapsolmuş bir an” olarak kalmanız, gözdeki yaşın yanağa süzüldüğü o anda donup kalmanız, acının zamansızlığını çok net hissettiriyor.

Son bölümde şiiri “bitmemiş bir binanın iskeleti”ne benzetmeniz ve kelimelerin bitmesine rağmen içteki sızının yerinde kalması, eserin tamamlanmamışlığını ve acının sürekliliğini güzel yansıtıyor. “Artık ne bir ses bekliyorum ne de bir işaret” diyerek kabullenişe doğru ilerlemeniz ise şiire olgun bir kapanış sağlıyor. Ancak bu kabulleniş, tam bir kurtuluş değil; “kendi karanlığına yürüme” haliyle hâlâ hüzünlü ve ağır bir tonda bitiyor.

Genel olarak şiir, modern serbest şiir anlayışıyla klasik hüzün geleneğini başarılı biçimde harmanlıyor. Diliniz akıcı, imgeleriniz yoğun ve somut. Metaforlarınız (paslı tat, eriyen iz, ipi kopmuş uçurtma, yırtılmış sayfa, donmuş an, bitmemiş iskelet) birbirini destekleyerek şiirin ana duygusunu güçlendiriyor. “Meskûn Mahal Sessizliği”, ayrılığın yarattığı içsel yıkımı, sessizliğin konuşkanlığını ve özlemin inatçı varlığını ustaca anlatan, okuyucuyu uzun süre düşündüren bir şiir olmuş.

Kaleminiz bu derinliği ve içtenliği korusun. Böyle şiirler, sadece yazanı değil, okuyanları da kendi iç sessizlikleriyle yüzleştiriyor.
🙏☕✍️
Etkili Yorum
erbensalim
erbensalim, @erbensalim
26.3.2026 18:44:55
5 puan verdi
Şairin, gidenin yanağından süzülen o son yaş damlasında asılı kalması, zamanın aslında akmadığını, sadece o acı anının etrafında dönüp durduğunu çok sarsıcı bir biçimde anlatıyor.Üstü kalsın bütün hayallerin" çıkışı, kırgınlığın artık kabullenişe, hatta bir tür mağrur bir vazgeçişe dönüştüğünü gösteriyor. Kendi karanlığına yürümek, aslında bir bitişten ziyade, ağır bir yükün altında ezilmeyi kabul etmek gibi duruyor.kelimelerin "baraj kapağı gibi patladığı", her satırında ayrı bir sızı barındıran, okuyanı o "soğumuş çay" masasına davet eden çok etkileyici bir kalem tecrübesi olmuş.
Alptekin Yazar
Alptekin Yazar, @alptekin-yazar
26.3.2026 18:43:06
5 puan verdi
Anlam dolu ve anlatımı mükemmel bir serbest vezin şiiri okudum; Sitem hüzün ve kalp yangınları alev olup arşa yükselmiş olmasına rağmen sitem, gam ve hüzün şiire ziyadesiyle yakışıyor.
Bu nadide eseri ve değerli şairimi yürekten kutluyorum, nice böyle şahane şiirlere.
Etkili Yorum
godmask
godmask, @godmask
26.3.2026 18:37:56
Bir tuğla daha koydum bu eksik hikâyeye,
ustası kaçmış dediler, ben de çıraklığa razı oldum.
Geceyi sıva yaptım, hatıraları kum diye karıştırdım,
ellerim kesildi, kimseye göstermedim.

Sen hiç gelmeyeceksin, bunu artık biliyorum,
ama bilmek de garip bir alışkanlıkmış, bırakılmıyor.
Işık yanmayan odalara isimler verdim,
birine “belki”, diğerine “geç kaldın” dedim.

Sonra anladım,
bu bina sana değil bana aitmiş en başından;
çünkü en çok ben oturuyorum içinde,
ve en çok ben üşüyorum.

Bütün bu ironik dağınıklığın içinde sahici bir taraf var: kaçtığını söyleyip aslında orada kalmak, kapattığını ilan edip sayfayı tekrar tekrar açmak. Şiir tam da bu yüzden harika; kendine rağmen doğru.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL