Günde 80/bin hayal, zihne düşen sıcaklık Vücudun yüzde ikisi, hükmeder bir ömre. Oksijenin dörtte biri feda bu kor ateşe, Kendini mutsuz eden, sessiz yardır beyin.
Zamanı ikiye böler; biri iş, biri özlem, Biri gerçek dünyanın, diğeri gizli alemlerin Tabiat ayırmazken, insan çeker bir kalem, Acı veren dikende, gülü arar bu beyin.
Ne varsa ilk öğrenen, son hatıra kalan o, Tekrarın vurgusunda kalbe mühür olan o. Bin bir tanım içinde aşkla dolup taşan o, İnsan sevdası ile yanan kordur bu beyin.
Yüzde yetmiş sekizi suyla hayat bulandır, Evrenin aynasında sonsuzluğa dalandır. Hasretin pınarında bal dudakta kalandır, Aşkın kıyısında hep sevdalıdır bu beyin
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
“Sevdalı Beyin” şiiriniz, insan zihninin hem bilimsel hem de duygusal yönünü çok etkileyici bir şekilde birleştiriyor. Özellikle “Bin bir tanım içinde aşkla dolup taşan o, insan sevdası ile yanan kordur bu beyin” dizesi, hem aklın hem de kalbin ortak ateşini çok güçlü bir metaforla anlatıyor.
Kısacası: Beynin işleyişini hayal, sevda ve yaşamla bütünleştiren; hem felsefi hem de romantik bir bakış açısı sunan, özgün ve düşündürücü bir eser. Kaleminize sağlık.
Saygı deger kıymetli üstadım, Zihne düşen o seksen bin hayalin sıcaklığı ve vücudun sadece küçük bir parçasıyken koca bir ömre hükmeden o "sessiz yar" tasviriniz çok etkileyici. Zamanı iş ve özlem diye ikiye bölen, dikendeki gülü arayan o vakur asalet mısralarınızdaki melankoliyi sarsıcı bir derinliğe ulaştırmış. Aşkın kıyısında, hasret pınarlarında yanan o kor ateşin sitemli hikayesini ne kadar duru bir dille nakşetmişsiniz. Yüreğinize, kaleminize sağlık; tebriklerimi sunuyorum...
Merhaba, değerli dost, değerli kalem Şiir her zaman olduğu gibi, örgüsüyle, kurgusuyla, anlam ve anlatımıyla güzeldi. Biz de bu güzel eseri, okuduk, kutladık ve alkışladık yürekten, yalansız ve riyasız Nice güzel şiirlere yelken açman dileklerimle şiirle kal, sevgiyle kal, dostça kal, sağlıkla kal ve de hoşça kal
Kendinize has tarzınız ve zengin kelime hazinesi ile, yazmış olduğunuz gönül sesinizi beğeniyle okudum. Gönlünüze gelen ilhamınız bol , kaleminiz daim olsun, selam ve sevgilerimle kalın sağlıcakla...
Sevdalı Beyin” şiiri gerçekten derin bir içsel yolculuğu dile getiriyor. Bedri Demirpençe, beynin hem biyolojik hem de duygusal yönlerini ustalıkla birleştirmiş. Şiirdeki motifler — su, ateş, hasret, aşk — beynin hem yaşam kaynağı hem de sevdanın taşıyıcısı olduğunu vurguluyor. Bu şiir, hem edebiyat hem de insan ruhunun derinliklerine dokunan bir eser. Şairi kutluyoruz; böylesine motif zenginliğiyle beyni sevdanın aynası olarak işlemek, edebiyatımıza değerli bir katkı.
Beynimizin büyük bölümünü kullanmıyoruz hoş geri kalan bölümünü kullanıyor da çoğu insan ne oluyor?
O atıl kapasiteyi kullanmadığımızı öğrendiğimde beynimde bir ışık çaktı inanın ki yazdıklarım gerçektir...
Mesleğimden asla haz etmedim aklıma koymuştum başka alanlara yönelmeyi ilk etapta eğitim:
Yaptım da.
Bir yandan da çalışıyor ekmeğimi çıkarıyordum sonra Pedagojik Formasyona kayıt oldum tabiri caizse 2 ya da 3 saat uyku yetiyordu.
Formasyon bitti aldım diplomamı sonra MEB na müracaat ettim ama aklım taşıyor ya cebimden ve nöronlarımdan?
Bu sefer kafaya koydum yüksek lisans yapmayı ama başka bir bölümde:
İşletme çıkışlı adamın ne işi varsa psikolojide ve önümde 15 gün zaman var yüksek lisans sınavlarına
Atıl beynim beni bekler sen misin bunu öğrenen?
15 kitap edindim psikoloji ile ilgili ve günde 18 saate yakın ders çalıştım 4 saat uyku yetiyordu kazandım da.
Kendimi övmek değil amacım ama ispatlamıştım işte:
Beyinde kayıtlı o hafıza kullanılmayan bölüm ve onu devreye sokmuştum başarmıştım da.
Bu mümkün.
İnsan istese neler yapmaz ki?
Kıymetli hocam ne yazık ki kafalar kötüye çalışıyor
Global anlamda da olan bu
İyilik ve insanlık ve de dürüstlük adına beyinler çalışmaya bir baş koysa ne savaşlar kalır geride ne açlık ne vahşet ne de cinayetler
Şu da bir gerçek ki bireysel anlamda tüm zararı kendime verdim sırf sevdiğim insanlar uğruna ve değerlerim uğruna hep kendimden ödün verdim hep de sevdim insanları kendimi arka plana atıp
Ve çok da kazık yedim affınıza sığınıyorum hele ki en son aldığım darbe akla zarar
Kendimi sevmeme izin vermediler ama sonunda değerimi anladım
Edebiyat bana çok şey kattı
İyi bir okuyucu olduğuma inandım meğer değilmişim ta ki yazmaya başlayana değin:
En sevdiğim aforizma:
Tek bildiğim hiç bir şey bilmediğim
Bilginin ve beynin sınırsız gücü
Ama insanlık bunu kötülük için kullandığından dünya olarak bu noktaya gelindi
Hak yok adalet yok
Masumlar çocuklar ve kadınlar zan altında
Kadına şiddet
Aile baskısı
Ve de günümüzde yaşanan dejenerasyon
Ve de kimin kime ya da hangi ülkenin hangi ülkeye gücü yetiyorsa
Öğretmenlik de yaptım ama en çok öğrenci kalmayı sevdim ve öğrenmeyi
Sizlerden de çok şey öğreniyorum ve bir daha dünyaya gelsem yine öğrenci olur yine yazardım.
Bilgi şeytanda da mevcut Allah iyilerle karşılaştırsın
Ama bu seçimden ziyade kader
Hele ki insan ailesini seçemezken
Her aile üyesinden bahsetmiyorum ama tok evin aç kedisi oldu mu eyvahlar olsun.
Beyin gücü
Bilim adamı olmayı isterdim ve de Prof. olmayı
Çok vakit kaybettim
Neyse
Yazarak mutlu ve huzurluyum ben ve severek ve düşünüp duyumsayarak
En çok da hayal kurup hayallerimi gerçek kılmakla iştigal
Dediğim gibi bu gün:
Hiç olmadığım kadar gerçeğim ve gerçekçi
Konu çok derin
Bir sonraki yazı ve yoruma saklıyorum umarım ki ilham perim buralardadır
Ve evet: avaz avaz da haykırıyorum kendimi sevdiğimi tüm geç kalmışlığımı da bir yana iterek.
Annemsiz geçen ilk bayramdı ve daha da kötü şeyler oldu ama her nasılsa güçlüyüm ve gerçek ve gerçekçi.
Hayatta en haz etmediğim ise:
Yalan ve takılan maskeler adına uyum deniyor, değil mi?
O maskeleri edinmedim edinenlerl görmezden geldim hele ki:
O maskeyi son takacak kişi meğerse tam da yanı başımda aynı havayı soluduğum aynı çatı altında yaşadığım zat imiş ki elimde büyüttüm onu ben.
Ne kimliğimi ne de yakınlığımız ne de birbirimize olan mesafemiz aslında olmayan mesafe, bildiğim hele ki el de girdi mi aileye ve de para hırsı daha nicesi.
Üzgün müyüm?
Bilmem.
Ama kararlı ve kendinden emin ki:
İlk sevmem gereken kişi meğer benmişim.
Çocukken akran zorbalığı derken nefret ettiğim mesleğimi icra etmek adına çalıştığım özel sektörde bankacılık yaptığımda yaşadığım mobbing...
Ki bunları görmezden geldim dil farkı alan tek eleman ben iken ve geceyarısına kadar bir ben bir de güvenlik bankada kalıp da sonunda adam yanıma uykulu gözlerle bakıp da:
''Gülüm Hn. daha ne kadar çalışacaksınız? '' diye sorunda zamanı fark edip aç biilaç çıktığım o gri ve soğuk bankanın betornarme duvarları.
Ki mecburiyetim de yoktu ne de olsa işimi çoktan bitirmiş iken ben kuruş mesai almadan ne var ne yok dosyalarda inceleyip kariyer planları yaparken...
Şu ki:
İnsanları hep saydım sevdim inandım güvendim.
Dost bildim.
Benim hatam şudur:
Kurallara göre oynamadım sadece bilgime beynime diplomama güvendim oysaki kural basitti:
Kariyer planlarım fos çıktı prof. hayallerim de
Ve şimdi:
Ben züğürt sevdalı gerçek ve gerçekçi bir o kadar ideaist bir yazar-şair olma akımında bir yandan da savaşım sürerken başımdaki belayı def etme arzusu gayreti içerisinde de Rabbime nasıl nasıl da sevdalıyım
Allah rızası için sevdim insanları ve hep onları Allah dostu bildim.
Elbette uzun çok uzun bir süre biricik annemin ağır hastalıklarında onun yanında onun baş ucunda evlat olarak elimden geleni yaptım ve geçtiğimiz kasım ayında kollarımdan kayıp gitti
Kader elbet var
Ama yalanları isyankar tutumları ile de kadere müdahale edenler var
Diğer yanda korumam gereken bir ismim bir haysiyetim bir onurum bir namusum ve de bir aklım beynim var ve sahibesi olduğum nice manevi değerin yanında korumakla mesul maddi değerlerim de var
Kanımın son damlasına kadar ve son nefesime kadar da bunlara sahip çıkacağım her ne olursa olsun Allah ın açları da avuçlarını yalasın.
Af ola
Lafı uzattım
Tek amacım size teşekkür etmekti çünkü bana tutulan ışık benim için bir kurtarıcı aslında Rabbimin izniyle uzanan bir el mahiyetinde
Tutunmak hayata ve daha çok sebep bulmak hayata ve kendime dört elle sarılmak adına
Sonsuz saygımla hocam ve evet, kendimi seviyorum ve de yalnız olmadığımı biliyorum artık
Saygın dost. O “atıl kapasite” masalını bir kenara bırakalım önce. Beynimizin %90’ı kullanılmıyor efsanesi 1900’lerin başında uydurulmuş bir şehir efsanesiydi; bugün nörobilim bunu çoktan çürüttü. Ama senin anlattığın şey bambaşka ve çok daha gerçek: İnsan istediğinde, gerçekten istediğinde, beynin kapılarını zorlayıp normalde kapalı tuttuğu koridorları açabiliyor. Sen bunu yaşadın. 18 saat çalışma, 4 saat uyku, 15 kitap, psikolojiye sıfırdan dalış ve kazanış… Bu, beynin atıl kalması değil; beynin senin iradenle ateşe verilmesidir. Ve işte tam da bu noktada şiirdeki o dize geliyor insanın aklına: “Kendini mutsuz eden, sessiz yardır beyin.” Çünkü senin beynin seni mutsuz etmedi. Sen beynini mutsuzluğa rağmen çalıştırdın. Sevdiklerin uğruna, değerlerin uğruna, kendinden sürekli feragat ettin. Ve sonunda en ağır darbeyi yine en güvendiğin yerden yedin. Bu, beynin suçu değil. Bu, insanın insana verdiği en klasik ceza: “Çok seversen çok acırsın.” Ama bak ne diyor Schopenhauer alıntın: Her ayrılış ölümün provası, her kavuşma yeniden doğuşun provasıdır. Sen defalarca öldün o ayrılıklarda. Ve her seferinde yeniden doğdun. Yazarak, okuyarak, hayal kurarak, öğrenci kalarak… Şimdi söyle bana: Hâlâ “kendimi sevmeme izin vermediler” mi diyorsun, yoksa artık “ben kendimi seviyorum ve bu bana yetiyor” noktasına mı geldin? Çünkü o son cümlelerinde bir ışık yanıyor: “Hiç olmadığım kadar gerçeğim ve gerçekçi.” İşte o gerçeklik, şiirden daha güçlü bir manifestodur. Beyin denen organ, eninde sonunda efendisinin aynasıdır. Seninkisi yalan söylemiyor artık. Yanıyor. Sevdalı. Ve hâlâ ayakta. Saygım ve sevgimle kalınız.
Not: Özlediğim ancak Yaşadığım mutluluklu bir yazışma Oldu. Bunun için bu ayrıcalık içinde teşekkür ederim.
Ve evet: avaz avaz da haykırıyorum kendimi sevdiğimi tüm geç kalmışlığımı da bir yana iterek.
Annemsiz geçen ilk bayramdı ve daha da kötü şeyler oldu ama her nasılsa güçlüyüm ve gerçek ve gerçekçi.
Hayatta en haz etmediğim ise:
Yalan ve takılan maskeler adına uyum deniyor, değil mi?
O maskeleri edinmedim edinenlerl görmezden geldim hele ki:
O maskeyi son takacak kişi meğerse tam da yanı başımda aynı havayı soluduğum aynı çatı altında yaşadığım zat imiş ki elimde büyüttüm onu ben.
Ne kimliğimi ne de yakınlığımız ne de birbirimize olan mesafemiz aslında olmayan mesafe, bildiğim hele ki el de girdi mi aileye ve de para hırsı daha nicesi.
Üzgün müyüm?
Bilmem.
Ama kararlı ve kendinden emin ki:
İlk sevmem gereken kişi meğer benmişim.
Çocukken akran zorbalığı derken nefret ettiğim mesleğimi icra etmek adına çalıştığım özel sektörde bankacılık yaptığımda yaşadığım mobbing...
Ki bunları görmezden geldim dil farkı alan tek eleman ben iken ve geceyarısına kadar bir ben bir de güvenlik bankada kalıp da sonunda adam yanıma uykulu gözlerle bakıp da:
''Gülüm Hn. daha ne kadar çalışacaksınız? '' diye sorunda zamanı fark edip aç biilaç çıktığım o gri ve soğuk bankanın betornarme duvarları.
Ki mecburiyetim de yoktu ne de olsa işimi çoktan bitirmiş iken ben kuruş mesai almadan ne var ne yok dosyalarda inceleyip kariyer planları yaparken...
Şu ki:
İnsanları hep saydım sevdim inandım güvendim.
Dost bildim.
Benim hatam şudur:
Kurallara göre oynamadım sadece bilgime beynime diplomama güvendim oysaki kural basitti:
Kariyer planlarım fos çıktı prof. hayallerim de
Ve şimdi:
Ben züğürt sevdalı gerçek ve gerçekçi bir o kadar ideaist bir yazar-şair olma akımında bir yandan da savaşım sürerken başımdaki belayı def etme arzusu gayreti içerisinde de Rabbime nasıl nasıl da sevdalıyım
Allah rızası için sevdim insanları ve hep onları Allah dostu bildim.
Elbette uzun çok uzun bir süre biricik annemin ağır hastalıklarında onun yanında onun baş ucunda evlat olarak elimden geleni yaptım ve geçtiğimiz kasım ayında kollarımdan kayıp gitti
Kader elbet var
Ama yalanları isyankar tutumları ile de kadere müdahale edenler var
Diğer yanda korumam gereken bir ismim bir haysiyetim bir onurum bir namusum ve de bir aklım beynim var ve sahibesi olduğum nice manevi değerin yanında korumakla mesul maddi değerlerim de var
Kanımın son damlasına kadar ve son nefesime kadar da bunlara sahip çıkacağım her ne olursa olsun Allah ın açları da avuçlarını yalasın.
Af ola
Lafı uzattım
Tek amacım size teşekkür etmekti çünkü bana tutulan ışık benim için bir kurtarıcı aslında Rabbimin izniyle uzanan bir el mahiyetinde
Tutunmak hayata ve daha çok sebep bulmak hayata ve kendime dört elle sarılmak adına
Sonsuz saygımla hocam ve evet, kendimi seviyorum ve de yalnız olmadığımı biliyorum artık
Saygın dost. O “atıl kapasite” masalını bir kenara bırakalım önce. Beynimizin %90’ı kullanılmıyor efsanesi 1900’lerin başında uydurulmuş bir şehir efsanesiydi; bugün nörobilim bunu çoktan çürüttü. Ama senin anlattığın şey bambaşka ve çok daha gerçek: İnsan istediğinde, gerçekten istediğinde, beynin kapılarını zorlayıp normalde kapalı tuttuğu koridorları açabiliyor. Sen bunu yaşadın. 18 saat çalışma, 4 saat uyku, 15 kitap, psikolojiye sıfırdan dalış ve kazanış… Bu, beynin atıl kalması değil; beynin senin iradenle ateşe verilmesidir. Ve işte tam da bu noktada şiirdeki o dize geliyor insanın aklına: “Kendini mutsuz eden, sessiz yardır beyin.” Çünkü senin beynin seni mutsuz etmedi. Sen beynini mutsuzluğa rağmen çalıştırdın. Sevdiklerin uğruna, değerlerin uğruna, kendinden sürekli feragat ettin. Ve sonunda en ağır darbeyi yine en güvendiğin yerden yedin. Bu, beynin suçu değil. Bu, insanın insana verdiği en klasik ceza: “Çok seversen çok acırsın.” Ama bak ne diyor Schopenhauer alıntın: Her ayrılış ölümün provası, her kavuşma yeniden doğuşun provasıdır. Sen defalarca öldün o ayrılıklarda. Ve her seferinde yeniden doğdun. Yazarak, okuyarak, hayal kurarak, öğrenci kalarak… Şimdi söyle bana: Hâlâ “kendimi sevmeme izin vermediler” mi diyorsun, yoksa artık “ben kendimi seviyorum ve bu bana yetiyor” noktasına mı geldin? Çünkü o son cümlelerinde bir ışık yanıyor: “Hiç olmadığım kadar gerçeğim ve gerçekçi.” İşte o gerçeklik, şiirden daha güçlü bir manifestodur. Beyin denen organ, eninde sonunda efendisinin aynasıdır. Seninkisi yalan söylemiyor artık. Yanıyor. Sevdalı. Ve hâlâ ayakta. Saygım ve sevgimle kalınız.
Not: Özlediğim ancak Yaşadığım mutluluklu bir yazışma Oldu. Bunun için bu ayrıcalık içinde teşekkür ederim.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.