5
Yorum
16
Beğeni
5,0
Puan
60
Okunma
Gözlerindeki uçurumun kenarında duruyordum,
Rüzgarın sert, ellerin ise bir o kadar uzaktı.
Zamanın durduğu, göğsümün daraldığı o eşik vardı ya;
İşte tam orada, her şeyimle sana bakıyordum.
Bi ara öl desen ölecektim işte,
O ara kaybetmeyecektin beni.
Gidişin sadece bir veda değildi,
Kendi içinde kurduğun o büyük kaleyi,
Sana sığınan en sadık askerin başına yıkmaktı.
Ben celladına aşık bir mahkum gibi beklerken,
Sen cellat olmayı bile beceremedin;
Sadece yabancı olmayı seçtin.
Şimdi hangi sokağa çıksam ayak izlerin siliniyor,
Hangi şarkıya tutunsam notalar yarım kalıyor.
Oysa ben sana canımı bir emanet gibi değil,
Hiç geri almamak üzere bir hediye gibi sunmuştum.
Avuçlarımda biriktirdiğim o koca sadakati,
Bir anlık tereddüdüne kurban ettin.
Sen beni o gün, o keskin virajda bıraktın.
Şimdi geri dönsen de bulamazsın o çocuğu,
Çünkü o çocuk, senin "öl" demeni beklerken
Kendi içinde çoktan sessizce can verdi.
Kaybetmek bir anlık hata değilmiş,
Kaybetmek; sana sunulan bir ömrü görmezden gelmekmiş.
Artık ne sesin dindirir bu fırtınayı,
Ne de pişmanlığın geri getirir o eski yazı.
Çünkü insan bir kez feda eder kendini,
Ve sen, o tek hakkını çoktan harcadın.
Bir insanın sana verebileceği en büyük şey olan ’vazgeçişini’ hafife aldığında, onu bir daha asla aynı yerde bulamazsın.
(KOR)
5.0
100% (7)