2
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
167
Okunma

Makamsız Ten
Gülüşün, Ankara Garı’nda sahipsiz bir bavul.
İçinde taze kesilmiş elma kokusu ve uykusuzluk.
Eğilip öpsem.
Tüm grevler biter,
tütün işçileri evine döner.
Boynunun o en derin çukuru,
yedi iklimin birleştiği bir sığınak.
Fırtınadan kaçan tüm kuşlar oraya sığınır.
Benim de bu devasa dünyada
kaybolmadan durabildiğim tek metrekare
senin kıvrımlarındır.
Sesin, bir sabah vapurunun uykulu tınısı.
İçimdeki bütün iskeleler sana yanaşır.
Ellerin ellerimde.
İki acemi hırsız gibi
birbirimizin cebinden sıcaklık çalıyoruz.
O sıcaklık, göğsündeki
ürken bir kuş sürüsüne çarpıp dağılıyor.
Bacakların, geceyi ikiye bölen
uzun mısralar.
Hiçbir ölçüye sığmayan
çıplak bir yolculuk.
Hiçbir ucu görünmeyen
süt rengi bir yolculuk.
Hangi yöne dönsem,
beyaz bir uçurum başlıyor teninde.
Karnın, güneşin en uzun kaldığı
o geniş ova.
Hangi yana dokunsam
orası benim en çok sevdiğim
memleketim oluyor.
Sanki bin yıldır
bu ovada yürümüşüm de
sonunda kendi kalbimin kıyısına
varmışım gibi.
Seni sevmek,
bir akşamüstü istifa etmek gibi.
Bütün makamları, rütbeleri omuzlarında bırakıp
sadece teninin kokusuna sığınmak gibi.
Omuzların, bir kadehin kenarındaki
ince ıslaklık.
Öpsem bir ömür biter susuzluğum.
Gömleğinin son düğmesi...
İşte orası, devletin bittiği,
ve aşkın kendi cumhuriyetini kurduğu yerdir.
Cebimde biriken bozuk paralar gibi,
dağılsın bu gecenin bütün yasakları.
Uzan yanıma.
Şimdi kapa gözlerini,
ve bir şehri terk eder gibi dokun bana.
Öyle bir soyun ki,
şehirdeki bütün lambalar utansın sönmekten.
Uzat bacaklarını.
Gecenin karanlığına
iki fildişi sütun gibi dikilsin.
Hiçbir perde gizleyemez bu yakınlığı.
Biz artık birbirimizin içinde
en mahrem gurbetiz.
14.03.2026 / 21:20
Gökçe KIZILDEMİR
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.