3
Yorum
10
Beğeni
5,0
Puan
49
Okunma
Ahh amura…
Neden böyle olduk ?
Aynı fırtınada savrulan iki ayrı dizeydik,
Kendi dilimizde susup,
başkasının lehçesinde kanadık.
Rüzgâra ilk değen yerimizden,
kimliğimizden kırıldık,
hayatı en çok yasak yerden sevdik,
Alışık değiliz normal yaşamaya,
Baş kaldırmaya yeminliyiz amura’m
Sen, içimde kıyısı olmayan,
mülteci bir denizsin,
Ben sana yönünü, tarihini,
yurdunu kaybetmiş bir pusulayım..
Adını her andığımda,
faili meçhul bir sessizlik çöküyor üstüme,
Yüreğimde botanın sert tozlu rüzgârları esiyor,
Rotası hep sana,
hep senin o sürgün kokuna Amura’m…
Kimseye benzemeden sevdim seni;
Bir dağ yamacında açan Gulê Çiya (çiğdem),
koparılması zor bir çiçek gibisin,
Sessiz, derin ve bin yıllık bir zulmün yarası..
Kimse senin gibi direniş olmadı yarınlarıma,
Kimse kalbime bu kadar yakışmadı,
Kendi ana dilimle sevdiğim
o ilk ve son gerçeksin Amura’m…
Sesin, zifiri gecenin alnına konan,
bir halkın son ışığı gibiydir..
Sönmesin diye o ışık,
o yılların ezgileri,
Gözlerimi dünyaya kör ettim,
Dilimi senin lehçende lal,
ruhumu senden başkasına sağır...
Bir tek senin ceylan duruşuna baka kaldım Amura’m…
Bir ben kalıyorum o kimliğimden sürgün karanlıkta Amura’m…
Bir ben...
Bir de yarım kalan o yasaklı türküler…
Rüzgarınkalemi
5.0
100% (5)