19
Yorum
28
Beğeni
5,0
Puan
289
Okunma

╭━━━━𖧷᭄͜͡━━━━ 🦋
╰━━━━🥀
Gökyüzü bu akşam, kurban edilmiş bir tuval gibi üzerimize çöktü,
Sokak lambaları, ölü gözler gibi titriyor karanlığın rahminde.
Zamanın parmak uçlarından sızan o dipsiz ve dilsiz ağrı,
Eski bir ilahinin son nefesinde asılı kalmış, bizi heceliyor.
~~
Hangi kıyıya vursa bu paralanmış ruh, deniz aynı uçurumu sunar,
Avuçlarımda ufalanan anılar, rüzgarın karnında birer toz zerre.
Adımlarımız, kendi boşluğuna gömülen birer ağır sarkaç,
Kelimeler boğazımızda düğümlenirken, suskunluk tek mabedimiz.
~~
Bir aynaya bakıyorum, yüzüm kendi gurbetine sürülmüş bir yabancı,
Gözlerimde mayalanan sağanaklar, bentlerini yıkmak için can çekişiyor.
Yalnızlık, kemiklerime kadar sızan o sinsi ve buzdan nefes,
Kalbimdeki bu kara delik, varlığımı yuttukça daha da acıkıyor.
~~
Pencerelere vuran yağmur, unutulmuşların ismini yazıyor camlara,
Toprak kokusuyla harmanlanan bu keder, genlerime kadar sızıyor.
Sarı sayfalar arasında can çekişen o kurumuş çiçek misali,
Ruhumun renkleri, tarihin dipsiz ve tozlu kuyusuna dökülüyor.
~~
Gölgeler uzadıkça, şehir kendi celladına dönüşüyor bu gece,
Sokakların dilsiz çığlığı, içimdeki kaosla kanlı bir düelloda.
Umut denilen o ince tel, parmaklarımı keserek kopuyor avuçlarımda,
Işığı ararken, her defasında kendi karanlığımın duvarına çarpıyorum.
~~
Söylenmemiş her kelime, ruhumun omuzlarında birer mezar taşı,
Yarım kalmış bir anlatının gölgesi olmak, en ağır prangaymış meğer.
Zaman akmıyor aslında, biz onun dişlileri arasında ufalanıyoruz,
Bir sonbahar yaprağı gibi, varlığın ağacından meçhule düşüyoruz.
~~
Hatıraların paslı kapıları, gıcırdayarak açılıyor hiçliğe doğru,
Rüzgarın hıçkırığında, yitirilmiş bir dostun yankısı dolanıyor.
Ama ellerimi uzattığımda, parmaklarım sadece mutlak boşluğu sarıyor,
Yalnızlık, kendi merkezine doğru çöken o devasa ve gri girdap.
~~
Gökyüzünde tek bir kandil yok, yolun sonunu fısıldayacak,
Bulutlar, bütün ışıkların boğazını sıkmış kendi karanlık bağrında.
Yürüyorum, istikameti olmayan bir yolcunun bitap inadıyla,
Ayak seslerim, bu kefenlenmiş sokaklarda yankılanan tek gerçeklik.
~~
Bir uyanışın dehşeti gibi, her şey siliniyor zihnimin kıyılarından,
Geriye sadece o asit gibi yakan, hiç eksilmeyen o tanıdık sızı kalıyor.
Gözlerimi kapattığımda gördüğüm, uçsuz bucaksız bir hiçlik grisi,
Renklerin sürgün edildiği bu dünyada, biz sadece gölgenin esiriyiz.
~~
Zamanın felç olduğu o anlarda, sessizlik en keskin işkence aleti,
Her tıkırtı, bir veda senfonisinin ilk notası gibi yankılanıyor odamda.
Kendi sesimin yabancısı oldum bu uçsuz bucaksız ıssızlığın içinde,
Düşüncelerim, zihnimin zifiri dehlizlerinde kendi kuyruğunu kovalıyor.
~~
Belki bir gün, güneş bu kül rengi dağların rahminden yeniden doğar,
Ama o ışık, bizim sönmüş küllerimiz için çok geç kalmış bir şafaktır.
Yeniden var olmayı beklerken, rüzgarın insafına kalmış tozlara dönüştük,
Biz, bu matemin en tiz ve en yarım notasında asılı kaldık.
~~
İşte böyle mühürlenir hikayeler; sessiz, derinden ve mutlak bir veda,
Gözyaşları taşlaşmadan,
İçimizdeki o yangın bizi küle çevirmeden bitmez.
Gece ebedi hükmünü sürerken,
Biz sadece silik birer leke olarak kalırız,
Bu sonsuz sessizliğin kalbinde,
Yitip giden birer nefes yankısı misali.
⊱ . . . \\ . . . 🍂
. . . ⛓🤍Cemre Yaman
5.0
100% (18)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.