0
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
63
Okunma

Bazen insan bir soruya takılı kalır.
Öyle büyük bir soru değildir aslında…
Ama cevabı, bir ömrün yönünü değiştirir.
Benim hayatımı değiştiren soru da buydu:
“Değer mi?”
Bir gece kendime sordum bunu.
Sokaklar sessizdi.
Yağmur yeni dinmişti.
Islak kaldırımlar sokak lambasının ışığında sarı sarı parlıyordu.
Ben yürüyordum.
Ama aslında yürüyen bedenimdi.
Aklım geçmişteydi.
Onu düşündüm.
Bir zamanlar hayatımın en güzel yerinde duran o kadını.
Onun gülüşünü…
Onun sesini…
Onunla kurduğum hayalleri.
İnsan sevince tuhaf oluyor.
Birini mutlu etmek için kendinden vazgeçebiliyor.
Susuyor…
Kırılıyor…
Ama yine de gitmiyor.
Ben de gitmedim.
Çünkü sevmenin sabır olduğuna inanıyordum.
Belki bir gün anlar diye düşündüm.
Belki bir gün kalbinin kapısını bana açar diye bekledim.
Ama bazı kapılar, ne kadar beklersen bekle…
Hiç açılmıyor.
Bir gün fark ettim.
Ben birini mutlu etmeye çalışırken
kendimi mutsuz eden bir hikâyenin içinde kalmışım.
Bir insanın yanında oluyorsun…
Ama yalnız hissediyorsun.
Konuşuyorsun…
Ama duyulmuyorsun.
Seviyorsun…
Ama karşılığı yok.
O gün ilk kez kendime dürüst oldum.
Bir bankta oturup uzun uzun düşündüm.
Rüzgar yüzüme vuruyordu.
Gece ağırdı.
Ve o soru yine geldi içime:
“Değer mi?”
Gitmek isteyene kal demeye…
Seni mutsuz edene gülmeye…
Kalbini görmeyene kalbini vermeye…
Değer mi?
Cevabın gelmesi sürmedi.
Hayır.
İnsan bazen birini değil,
bir hayali sever.
Ve o hayal bittiğinde
geriye sadece gerçeği görmek kalır.
O gece ayağa kalktım.
Yavaşça yürüdüm.
Ne kavga ettim.
Ne bağırdım.
Ne de hesap sordum.
Bazı hikâyeler sessiz biter.
Çünkü insan anlar.
Birini kaybetmek değil…
kendini kaybetmek asıl acıdır.
Ben o gece birini kaybetmedim.
Ben o gece
kendimi geri aldım.
Yürürken içimden sadece şu cümle geçti:
“Gidene üzülmem…
Ama beni mutsuz edene artık asla kalmam.”
5.0
100% (2)