1
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
156
Okunma
Zamanın dişlerinde kırıldı gümüş kaşık,
Soframda ekmek yerine bir avuç karanlık.
Paslı bir pusula elimde, yönler sarmaşık,
Bu kör düğümü çöz de bitir, bitsin bu artık.
Sonsuz tavan, sırtımda eski bir hırka gibi dar,
İçimde dinmeyen, buzdan bir fırtına var.
Kuşlar bile göçerken bıraktı ah ü zar,
Şu uğursuz rüzgârı durdur, dinsin bu efkâr.
Mahzen derin, kova delik, su benden kaçıyor,
Aynalar her sabah yüzüme zehir saçıyor.
Hangi kapıyı çalsam, ardında uçurum açıyor,
Kilitli uykulardan uyandır, ruhum acıyor.
Eski bir gemiyim, limanım ateşten duvar,
Yelkenlerimde sökük, direğimde duman var.
Takvimler hep aynı kışı, aynı dünü sayar,
Kır şu saatin sarkacını, bitsin bu duvar.
Kelimeler ağzımda cam kırığı, her söz yara,
Düştüğüm bu boşlukta renkler döndü karaya.
Bir merhem sürülmez mi sızlayan bu hatıraya?
Son ver bu gidişata, çek beni karaya.
Artık ışık sızsın perdenin yırtık yerinden,
Bir ses gelsin toprağın en derin yerinden.
Kurtar bu canı bu meçhul ve boş seferinden,
Yeniden yaz kaderi, en baştan, en derinden.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.