8
Yorum
23
Beğeni
5,0
Puan
200
Okunma
Son kez öptüm yar, bal damlayan dudağından
Kara kıskaçlı yengeçlerin mülk edindiği gecelerden
Güneşin haram kılındığı o ıslak saçlara astım umutlarımı
Bin yıl sarkaçlandım kendimi zamanın boşluğunda,
Bir türlü kıramadım nefesin mührünü
Sahi, neden sönmedi bu kandil
Yoruldum artık bu sahte dostların cüceliğinden
Devasa yalnızlığımı bir kambur gibi taşımaktan.
Alnımdaki çatlaklardan sızan o iri terler;
Engereklerin, akreplerin ve susuz böceklerin
Kör kuyularda içtiği zehirdi sanki.
Oysa kıyısına vurduğum denizler hep benzindi,
Ben hangi sahile adım atsam orayı ateşe verdim.
Yine de kül olmadım;
Neden küle dönmedi bu gövde
Cılız arzular, aç kurtlar gibi ağızlarını germiş;
Dikenli dişleri etimde bir alfabe dokuyor.
Mabetlerin kapılarını omuzlayıp kırıyorum,
Bir avuç ışık, bir parça "O"yu arıyorum.
"Yok" diyorlar, yankılarla örtülüyor hakikat.
Tanrı yoksa, neden bu boşluk bu kadar ağır?
Yumruklarımı sıktıkça dökülüyor parmaklarım;
Buz tutmuş göğün çeperinden cam kırıkları topluyorum
Biliyorum, günahın yarıdan fazlası benim tenimde,
Karanlığın yarısı ise bu insanların okyanusunda.
Ve nihayet zaman;
Bir iskele gibi koptu takvimlerin paslı çivisinden.
Şarkılar çekildi, ölümün o boğuk sesi dindi;
İçimdeki çanlar sustu, lisanım mühürlendi.
Anladım ki;
Cehennemde bile yer yoktu benim gibi bir firariye.
En utanılası günahlarımı srat’ın kılıcına ilikledim,
Güneş, sarışın bir fahişe edasıyla buz kesmişti; üşüyordum.
Demir örgülü, kızgın kapıların mermer eşiğinden
Levha levha alevler sızıyordu aşağıya;
Ve biz, o alev denizinde kirlerimizden arınıyorduk
YEŞİLIRMAK
5.0
100% (15)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.