15
Yorum
40
Beğeni
5,0
Puan
247
Okunma
Şehrin soğuğu yakmıştı yüzünü.
Alışkın değildi genç kadın;
Şapkası kulaklarını kapatmıyordu.
Kirpikleri buz tutmuştu.
Bilmediği yerde nefes almaya çalışıyordu kadın,
İzin verdikleri kadar.
Kömür kokusu baskındı havada,
Şiveye hiç alışık değildi.
Kültürle çatıştı ilk;
Koparıldığı toprakla alakası yoktu buranın.
Geldiği yerde yumuşak, nemliydi hava.
İnsanları tanımaya çalıştıkça
çamura batıyordu sanki bedeni.
“Yapabilir miyim?” dedi çocuk aklıyla.
Evlilik denilen şey bu olamaz diyordu aklından.
Kim için gelmişti oraya?
Kök salacağı toprak buzluydu.
Yorgun ve yalnızdı yüreği.
Ağlayamıyordu tedirginlikten.
“Yanlış anlarlar, güçlüsün sen” diyordu.
Haykırıyordu içinden.
Ne derlerse itat etmek zorundaydı genç kadın;
Bilmediği bir fanusa koyulmuştu bedeni.
Gelin kız olmuştu,
Goca gelin hem de.
Bir şey sorsa, “Napcen gali?” diyorlardı.
“Otur ve bekle,”
Korkuları vardı, her gün biraz daha büyüyen.
Saçları belindeydi kızın.
Gittiği yerde dönüp bakıyorlardı,
Meraklı gözlerle.
İçinden “Olmaz” dedi kız,
Sardı fark ettirmeden yaralarını.
Ama zamanla öğrendi:
Sevgi sandığı, evliliği
yalanlarla örülüymüş.
Oysa o, sessizce bekliyormus sobalı köşesinde.
Soğukluğa ve yalnızlığa alışmıştı belki bedeni,
Ama ihanet kalbine saplanmış ok gibi.
Ne için yaşadıgını unutmuş kadın
Buzlu topraklarda çürüyen bir çiçek gibi
Ayrılık otuna sarılmış bedeni.
5.0
100% (23)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.