16
Yorum
29
Beğeni
5,0
Puan
280
Okunma

Sana bu satırları, adının geçtiği her Cümlede yutkunarak yazıyorum.
İçimde bir yerlerde hala sana ait bir çocuk ağlıyor, susturamıyorum.
Gitmek bir eylemdir derler, oysa senin gidişin koca bir katliamdı;
Faili sen olan, maktulü ben olan, ama hesabı hiç sorulmayan.
Oturduğumuz o bank şimdi sahipsiz bir mezar taşı gibi duruyor.
Rüzgar bile senden bahsetmekten vazgeçti, kokun çoktan dağıldı.
Ben ise hala aynı rüzgarda seni solumaya çalışıyorum,
Nefesim yetmiyor, ciğerlerim sensizliğe alışmayı reddediyor.
Kaç kitap okudum acıyı hafifletmek için, kaç filme sığındım?
Hepsinde biraz sen vardın ama hiçbirinde ben “biz” olamamıştım.
Yazarın kaleminden dökülen her hüzün, benim yaramın kabuğunu kaldırdı.
Meğer dünya, birinin gidişiyle kararmaya mahkûm olanların yeriymiş.
Bir telefon sesiyle irkilmek nedir bilir misin sen hiç?
Ekranda adını görme umuduyla kalbinin ağzına gelmesi…
Sonra o sessizliğin tokat gibi yüzüne çarpması ve boğazındaki düğüm.
İnsan beklemekten değil, beklediğinin gelmeyeceğini bilmekten yorulurmuş.
Sen şimdi başka bir hayatın en parlak cümlesisindir muhtemelen.
Bense senin noktayı koyduğun yerden sonraki o anlamsız boşluk.
Bir cümlenin sonu olmak bile güzeldi, eğer kalem senin elindeyse.
Ama sen kalemi kırdın, kağıdı yaktın ve küllerini rüzgara savurdun.
Hatırlıyor musun, “hiç bitmesin” demiştik bir akşamüstü.
Zamanın durmasını istemiştik, sanki dünya sadece ikimizden ibaretmiş gibi.
Zaman durmadı, dünya dönmeye devam etti ama biz o akşamüstünde öldük.
Şimdi ne zaman akşam olsa, ben o ölümün matemini tutuyorum.
Seni affetmek, kendime ihanet etmek gibi geliyor bazen.
Çünkü sen giderken sadece beni değil, sana olan inancımı da götürdün.
Bir insanın bir insana yapabileceği en büyük kötülük budur;
Ona bir daha kimseye güvenemeyeceği bir enkaz bırakmak.
Geceleri tavanla konuşmak, yalnızlığın en ileri seviyesiymiş.
Sana anlatamadığım ne varsa, o soğuk betona fısıldıyorum.
Tavan bile çatlıyor sızımdan, ama senin kalbin sızlamıyor.
İnsan en çok duymak istediği sesin sessizliğinde boğulurmuş.
Şimdi dışarı çıksam, adımlarım yine senin sokağına gitmek isteyecek.
Beynim hayır dese de, ayaklarımın bir hafızası var, unutamıyor.
Senin basmadığın kaldırımlarda yürümek, gurbete gitmek gibi.
Ben kendi şehrimde, senin yokluğun yüzünden mülteci kaldım.
Hangi duanın içinde saklısın, hangi tövbenin bedelisin bilmiyorum.
Seni sevmek bir ibadetti benim için, vazgeçmek ise en büyük günah.
Şimdi günahkar bir ruhun son demlerini yaşıyorum bu şiirde.
Yüreğimdeki bu yangın, senin buz tutmuş anılarınla sönmüyor.
Bir gün bir başkası tutarsa ellerini, sakın benim gibi sıkı tutma.
Çünkü ayrılık vurduğunda, elinde kalan tek şey o sıcaklığın acısı oluyor.
Bırak gevşek kalsın, bırak gidişin
o kadar da can yakmasın.
Benim canım yandı, bir başkası senin yüzünden yanmasın.
Şimdi soruyorum sana, bu kadar hüzün hangi kalbe sığdı?
Her şey bitti diyorlar, oysa benim içimde her gün yeniden başlıyorsun.
Sana dair son cümlem bu olsun, belki bir gün anlarsın:
Ben senin gidişini değil, bende kalışını taşıyamıyorum artık.
Cemre Yaman
5.0
100% (19)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.