0
Yorum
5
Beğeni
0,0
Puan
126
Okunma
Şairliğimin tek kanatlı uçtuğunu düşündüğüm bir saatteyim.
Göktanrılar köksüz bulutları yaratırken acele etmiş;
renkler gri, bir o kadar da beyaza çalar.
İçe kapanık sesleri yutar rüzgârın uğultusu.
Bir yanım anaç bir sofra,
bir yanım kıtlık; kıyametle yoğrulmuş sevgiler.
Uçurumları tanır kirpik uçlarım.
Gözyaşımdaki her damla
kendi adını fısıldar karanlığa.
Yâr gitmiş; döneceği yok.
Edilen yeminin yankısı kalsın isterim hiç olmazsa.
Göz bebeklerimde karanlık şekil alır,
sevimsiz bir dünyanın telaşına uyanırım.
Korku, kabiliyetsizce uzanmış ayak uçlarıma.
Gitsem, gideceğim yerde terim dökülür;
emeğim yine eksik tartılır
bir başkasının terazisinde.
Bir sesin takası diğerine fısıltıysa, kırgınım.
Avuç içini terleten dokunuşlara
sadece itiraf sızdırırım.
Sevgi dedikleri şey
Çırılçıplak çıkarsam aklımın huzuruna,
“ayıp” dediğiniz her ne varsa
benim en dürüst yerimdir.
Ve o demişti ya:
“Hiç işte…”
Hiçliğin içinden geçtim ben.
Bir harfin eksik bırakıldığı yerden
bir ömrün yarım kalacağını öğrendim.
Hiç dediğin, bazen en ağır cevaptır;
insanı yok sayarak var eden.
Oysa ben,
tek kanatla da olsa
uçmayı seçtim.
Düşersem göğe düşeyim istedim,
yere değil.
Çünkü insan
en çok da
kendi içindeki “hiç”le sınanır.
23-02-2026
ist
Zaralıcan
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.