3
Yorum
10
Beğeni
5,0
Puan
63
Okunma
Baş Eğmeyen Bir Ses
Kasım ayının soğuğu, dağların üzerinden ağır ağır iniyordu.
Sis, Munzur’un omuzlarına çökmüş; taşlar bile konuşmamaya yemin etmiş gibiydi. Ama bazı suskunluklar, en gür çığlıktan daha derindir.
O gece bir meydan vardı.
Ve o meydanda dimdik duran bir adam.
Seyit Rıza, yetmişini geçmiş bir pîrdi. Saçlarına düşen ak, zamandan değil; yaşananlardan kalmaydı. Yanında oğlu vardı. Göz göze geldiklerinde korku değil, kaderin ağırlığı dolaşıyordu aralarında.
Rüzgâr sert esti.
Ama o eğilmedi.
Çünkü bazı insanlar ölümü değil, eğilmeyi ağır bulur.
O meydan, bugün hâlâ taşlarıyla susar.
Ama o suskunlukta bir cümle dolaşır durur:
“Baş eğmem.”
Dağlar duyar.
Rüzgâr taşır.
Ve Dersim hafızasında bir iz daha kalır.
İnsan ölür.
Ama duruş kalır.
O günden sonra her Kasım rüzgârı biraz daha soğuk eser.
Her Munzur akışı biraz daha derinden konuşur.
Ve bir isim, tarihten silinmez.
Baş eğmeyenlerin adı
taşa yazılır.
Yazan:Cigdem Turan Dersimlikiz
Munzur dağ başı duman,
taş susar, zaman konuşur.
Bir pîr çıktı meydana,
adı rüzgâra karışır.
Yetmişinde dimdikti,
bakışı çelik gibi.
“Baş eğmem” dedi gitti,
dağlar duydu o sözü.
Kasım soğuk, gece derin,
meydan sessiz, gölge ağır.
Yanında oğlu, kader sert,
ama yüreği hâlâ hür.
Bir isim düştü tarihe,
silinmedi taşlardan.
Munzur akar durmadan,
tanıklık eder dağlardan.
Baş eğmedi.
Eğilmedi.
Bir duruş kaldı geriye.
Yazan: Cigdem Turan Dersimlikiz
5.0
100% (4)