11
Yorum
24
Beğeni
5,0
Puan
151
Okunma

~
Gidişin sessiz bir suikast gibiydi, ruhumun orta yerinde patlayan.
Faili belli bir cinayetin maktulü olarak, her sabah o kapı eşiğinde yeniden can veriyorum.
Gidişin bir kerelik değil, içimde her gün tekrarlanan bir infaz;
Ruhumun dehlizlerinde yankılanan ayak seslerin, hiç dinmeyen bir suikastın provası gibi.
~
Zamanın merhem olduğu bir masaldan ibaret, en eski kandırmaca.
Oysa akıp giden günler sızıyı dindirmiyor, sadece yokluğunun kabuğunu sertleştiriyor.
İçeride durmadan kanayan o derin boşluk, her takvim yaprağında daha da kararıyor;
Ben artık zamanı değil, kalbimdeki o dinmeyen enkazın şiddetini ölçüyorum
~
Bazen aynada kendime bakıyorum da, yabancı bir yüz duruyor karşımda.
Gözlerimdeki ferin sönmesi bir karanlık meselesi değil;
Seninle beraber ışığın tanımının da bu evi terk etmesi.
Artık kimse tanıyamaz beni, ben bile kendi acımın anatomisinde kayboldum;
Kendimi bir yüzle değil, sende bıraktığım o eksik parçayla tanımlıyorum.
~
Bir yangın yeri gibi tütüyor içim, her anı bir köz gibi yanık.
Dumanı sönmüyor o yarım kalan cümlelerin; her biri boğazımda birer cam kırığı.
Savrulup giden biz değiliz aslında, senin rüzgarında paramparça olan benim.
Hangi yağmur temizler bu isi?
Yağmur sadece yaranın üzerindeki o ince deriyi eritip, acıyı taze tutuyor.
~
Sana "gel" diyemeyecek kadar gururlu, "git" diyemeyecek kadar yaralıyım.
Bu arafta beklemek, cehennemin en kuytu köşesinden daha yakıcıymış.
Ben seni unutmayı değil, bu sızıyla yaşlanmayı seçtim; en büyük dramım ve acı sadakatim olarak.
Sesimi kendi boşluğuna fırlattım, bu bıçak sırtında senden kalan mirası bekliyorum.
~
Şimdi hangi şehre gitsen, hangi kolda uyusan da ben buradayım;
O terk ettiğin yıkıntının nöbetçi memuru, elinde kırık bir pusulayla bekleyen.
Sen benim hem katilimdin hem de tek kurtuluşum,
Gidişinle beni öldürdün, kalışınla ise asla iyileşemeyecek bir yara bıraktın,
Bana baki kalan...
~
Adımlarının çekildiği her sokak şimdi birer çıkmaz sokak,
Sanki bütün yollar seni bana getirmemek için yemin etmiş gibi.
Hangi köşeyi dönsem, hatıranın gölgesi takılıyor ayaklarıma;
Yürümüyorum aslında, senin yokluğunun sularında sessizce boğuluyorum.
~
Eskiden sesinle dolan bu ev, şimdi sessizliğin gürültüsüyle yankılanıyor.
Duvarlar üstüme yıkılmıyor ama her gece biraz daha daralıyor bu hücre;
Pencerelerden dışarı değil, sadece senin gidişinin o uçsuz bucaksız siyahlığına bakıyorum.
Işıkları yakmıyorum; çünkü karanlık, senin yokluğunun daha dürüst anlatıyor.
~
Senden sonra kaç bahar geçtiyse, hepsi kışın provasıydı benim için.
Çiçeklerin açışını değil, dökülüşünü sevdim; kendime benzettiğimden.
Toprak bile senin gidişinle öylesine kurudu ki içimde,
Artık hiçbir umut yeşermiyor, sadece kök salmış o devasa keder büyüyor.
~
Başkalarına anlattığım her hikâye, aslında senin gizli bir dipnotun.
Kiminle konuşsam, kelimelerimin arasından senin ismin sızıyor sessizce;
Seni anlatmadan yaşamak, nefes almayı unutmak gibi bir şey artık.
Dışarıya karşı "iyiyim" diyen bu diller, içimde senin adını zikreden birer mahkûm.
~
Ellerimde kalan tek şey, senin dokunup geçtiğin o buz gibi boşluk.
Hangi eli tutsam, parmaklarım senin yokluğunun keskinliğine çarpıyor.
Bir başkasının teninde seni aramak, çölde serap peşinde koşmak değil;
Kendi cehenneminde, buzdan bir saray inşa etmeye çalışmak...
Sonunda anladım; sen gitmedin, beni kendi içime gömüp öyle gittin.
Şimdi her nefes alışım, ciğerlerime dolan senin o keskin veda dumanın.
Kapanmasın bu yara; çünkü iyileşmek, seni tamamen kaybetmek demek.
Ben senin katlettiğin o ruhun enkazında, kan kaybından değil,
Seni hâlâ seviyor olmanın o mahcup sızısıyla ölüyorum.
🦋᭄͜͡Cemre Yaman🦋᭄͜͡
5.0
100% (13)