0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
90
Okunma
SEYR-İ SÜLÛK
Yürüyorum işte destursuz ve bî-çare,
Meçhul bir yolda, meçhul bir "ben" ile...
Gâh isyanın nârında, gâh huzurun nûrunda,
Yarı feryat, yarı meserretle...
Bazen yalnızlık kuyusunda bir Yusuf,
Bazen "Sen" ile "Ben" arasındaki o ince perdede.
Zaman ki gâh kucağında taşır beni,
Gâh benim içimde bir derya olur akar.
Yürüyorum işte, o "uzun ince" dedikleri yolda;
Menzil uzak, nefes dar...
Kimi zaman dışımda bir ateş yanar,
Kimi zaman o ateş, bizzat gönül evimi yakar.
Sonu olmayan o sona, vuslata varmadan;
Çölde Leylasız kalmış bir Mecnun misali,
Aslı’sından ayrı düşmüş bir Kerem gibi...
Yürüyorum işte;
Kâh yorgunluk hırkasına bürünmüş, kâh bezgin,
Bazen nefsine mağlup eğri, bazen Hakk’a dönük düzgün.
Ve nihayet koydum o son noktayı;
Ey gönlümü viran eyleyen mağrur benlik!
Her adımda ayağıma bağ, kalbime dâğ oldun.
Beni özümden ayırıp, Mevlâ’ya hasret koydun.
Fırlatıp attım seni artık ayaklar altına!
Neye yarar bürünsen de baştan başa som altına;
Gönül sarrafına teslim olmadıktan sonra...
Ey kahrolası benlik, ey habis nefis!
Bensiz sen bir hiçsin, bense sensiz hürüm.
Ya gel, râm ol da birlikte yürüyelim Hakk’a,
Ya da bırak yakamı, ben bizzat gideyim Hakk’a...
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.