0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
14
Okunma
Bir âlem taşıyorum içimde,
Ne haritası var ne hududu.
Giren kaybolur sanılır,
Oysa bulanır yalnızca eski yolu.
Dağlar gördüm içimde,
Hiçbiri taş değildi.
Yükseklik dedikleri şey,
Eğilmeyi bilen için derinlikti.
Bir deniz vardı sessiz,
Dalgasız ama sonsuz.
Nice fırtına dışarıda koptu,
İçimdeki su hep durgundu,
Hep huzurlu.
İçimdeki âlem konuşmaz
Ama her şeyi söyler.
Söz arayan kulaklar,
Orada yalnızca yankı duyar, yeter.
Bir şehir kurulu bende,
Duvarları alışkanlıktan.
Kapıları yıkılmadıkça
Hakikat girmez sanır insan.
Nice yol yürüdüm dışarıda,
Bir adım ilerledim sandım.
Meğer her adımda içimden
Bir şey eksiltmişim,
Sonradan anladım.
İçimdeki âlem zamansız,
Ne önce var ne sonra.
An dediğin şey;
Orada,
Ebediyetin küçük bir damlası aslında.
Bir ben dolaşır sokaklarında
Ama evler ona ait değil.
Misafir olduğunu bilmeyen,
Ev sahibini hiç göremez değil mi?
Bir pazar kurulur bazen içimde,
Adlar satılır, kimlikler.
Alan da satan da yorulur,
Geriye kalır sessiz bir “kim?”lik.
İçimdeki âlem karanlık sanıldı,
Işık bulunamadığı için.
Oysa ışık fazlaydı,
Göz alışamadı derinliğin biçimine.
Bir ağaç biter içimde,
Kökü soruda, dalı sükûtta.
Meyvesi ne bilmek ne olmaktır,
Sadece kalabilmektir o anda.
Kendimi aradım içimde,
Benden başka her şeyi buldum.
En son aramayı bırakınca,
Arananın arayan olduğunu sezdim.
İçimdeki âlem yıkılınca,
Dışarı dediğim yer de sustu.
Çokluk çekildi perde arkasına,
Birlik kendini ad koymadan duyurdu.
Bir gün içime döndüm tamamen,
Ne kapı kaldı ne eşik.
İçimdeki âlem çözüldü,
Geriye kalan, her yerde aynı tek ışık.
HABİB YILDIRIM / BÂİN-İ ADLÎ
(6 Şubat 2026)