4
Yorum
9
Beğeni
5,0
Puan
211
Okunma

Yavaşça gün ağırıyor,
Güneş kan kırmızısı ışıklarla
Batıma duruyor.
Akşam, akşam olmaktan çıkıyor,
Geceye devriliyor zaman,
Ve karanlık
Sessizce çörekleniyor gökyüzüne.
Ay yok…
Aydınlatacak bir merhamet yok.
Yıldızlar da saklanmış bir yerlere,
Sanki utanıyorlar bu geceden.
Gökyüzü hüzünlü bir tablo,
Bakanın içini üşüten
Karanlık bir çöküş.
Ürpertici bir sessizlik var,
Sesler bile susmuş.
Rüzgâr fısıldıyor sadece,
Bir sır verir gibi,
Bir tehdit savurur gibi.
Uykular çoktan terk etmiş gözleri,
Göz kapakları kapanıyor
Ama huzur kapıdan bile geçmiyor.
Uyku gelmiyor…
Çünkü gecenin yükü ağır.
Rüzgâr bu kez uğultuya dönüyor,
Duvarlara çarpıyor çığlık gibi.
Dehşet saçıyor karanlık,
Sanki gece
İçindekileri kusmak istiyor.
Bir şeyler anlatmak ister gibi
Uğultular yükseliyor,
Her ses bir başka yaraya dokunuyor.
Bu zifiri karanlıkta
Her şey yer değiştiriyor,
Maskeler düşüyor,
Gerçekler çıplak kalıyor.
Sonra…
Bir anlık sessizlik.
Rüzgâr diniyor,
Yağmur çiseliyor usulca.
Toprak kokusu yayılıyor her yere,
Ne kadar da güzel kokuyor,
Acının içinden gelen
Bu tanıdık koku.
Ama bu gecede
Değişmeyen tek bir şey var:
Zaman.
Durmuyor, acımıyor,
Kimseyi beklemiyor.
Saatler birbirini kovalıyor,
Yorulmadan, duraksamadan.
Ve sadece saat biliyor
Şu anın ne zaman olduğunu…
Dinlenmeden çalışıyor,
Hiç beklemeden tüketiyor.
Bu karanlık gecede
En acımasız olan
Ne rüzgâr, ne gece…
Zamanın kendisi.
@NURAL BEKTAŞLI
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.