3
Yorum
12
Beğeni
5,0
Puan
112
Okunma
Ey zalim zaman, niçin bu denli ağır aksak yürürsün?
Gönlümde yanan kor, küle dönmeden soldu mu sandın?
Gözlerin ki bir vakitler gökleri kıskandırırdı,
Şimdi uzak bir yıldız, benimse geceyi yırtan âhım.
Sevda ki bir bahar dalında açar, sonra solar,
Lakin ben dal kırık, çiçek toz olmuş âşık kaldım.
Söyle, ey merhametsiz, hangi rüzgâr aldı seni benden?
Yoksa kalbin mi taştan, yoksa benim mi gözüm kör sandın?
Seni bir yaz gününe benzetmek isterdim, lakin yaz çok fani,
Güzelliğin ise ne rüzgâr tanır, ne de zamanın hoyrat elini.
Gülün tomurcuğu solar, haziranın sıcak nefesi biter,
Fakat senin ışığın ne solmaya razı, ne de karanlığa esir.
Ey ölümsüz suret, şiir seni altın harflerle yazacaksa,
Kalem titrer, mürekkep utanır, kelimeler diz çöker,
Zira sen yalnızca bedende değil, ruhun ta derininde saklısın,
Ve ben seni yazdıkça, ölüm bile benden utanır, geri çekilir.
Ah talihsiz âşık, ne gece uyku verir sana, ne gündüz huzur!
Kalbim bir zindan, sen ise hem gardiyan hem mahkûmum oldun.
Bıçak saplasam kendime, kan yerine sen akarsın damarlarımda,
Zehir içsem, dudaklarında tatlı bir şarap olur zehrim
Ey kader, niçin bu oyunu böylesine zalimane kurdun?
Beni sevdin diye cezalandırdın, sevmedin diye daha beter yaktın!
5.0
100% (4)