3
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
40
Okunma
Bir sabah daha vardı
Cizre’de,
ekmek sırası kadar eski
ve kurşun sesi kadar yeni.
Duvarlar konuşuyordu
Sur’da.
Her taşın altında bir çocuk adı,
her pencerenin önünde yarım bir türkü.
Silopi’de gece
uzun sürdü ana.
Karanlık,
elektrik değil sadece,
nefesti kesilen.
Ve bodrumlar…
Ah o bodrumlar.
Toprağın altı değil,
göğsün altıydı.
İnsan, insana sığındı
ateşten kaçarken.
Bir bidon su,
bir parça ekmek,
bir de telefon ışığı
— umut kadar zayıf.
“Anne” dediler,
ses duvara çarptı,
duvar sustu.
Beton sağırdı,
dünya uzaktı.
Kan,
haritayı yeniden çizdi.
Sokaklar daraldı,
gökyüzü küçüldü.
Bir halk,
bir bodruma sığmayacak kadar büyüktü
ama yaşayamadan gömüldü.
Ben gördüm,
gözümle değil,
yüreğimle:
Bir halk nasıl yanar
sessizliğin ortasında.
Ey rüzgâr,
Dicle’den esen rüzgâr,
git anlat batıya:
Bu memlekette
ölüm bile kimlik sorar oldu.
Ama bilsinler,
toprağa düşen
tohumdur bizde.
Adı Cizre’dir,
adı Sur,
adı Silopi.
Ve biz,
yanarak öğrendik
küllerin bile
bir gün konuştuğunu.
5.0
100% (2)