11
Yorum
20
Beğeni
5,0
Puan
150
Okunma

Sesin hala odanın boşluklarında asılı duruyor,
dokunsam kırılacak bir cam misali...
Seni düşünmek,
hiç bilmediğim bir dilde dua etmek gibi artık;
anlamını çözemiyorum ama iyileştireceğine inanıyorum.
Gidişinle beraber saatler de mi yoruldu?
Sanki yelkovan akrebe küsmüş,
zaman senin bıraktığın o son saniyede takılı kalmış.
Söylesene, bir insanın yokluğu
nasıl bu kadar ağır bir varlığa dönüşebilir?
Öylece daldığım boşluklarda seni ararken,
aslında kendi kayboluşumu seyrediyorum.
Çok garip değil mi?
Sen gittin diye ben eksilmedim,
ben komple sen oldum.
Şimdi bu koca boşlukta,
senin olmadığın bir ’biz’i yaşatıyorum.
İçimde dinmeyen bir fırtına,
dilimde yarım kalmış bir ’keşke’...
Gülmeyi unuttuğum falan yok aslında,
sadece artık gülecek bir sebebim kalmadığını,
aynadaki o yabancı yüzle her sabah yeniden tartışıyorum.
Penceremdeki perdeyi aralamaya korkuyorum artık,
Dışarıda akan hayat senin adını taşımıyor çünkü.
Sanki sokağa çıksam, attığım her yeni adımda
Senden biraz daha uzaklaşacakmışım gibi;
Kaldırım taşları bile seninle arama mesafe koyuyor.
Hatıralar, sandığına sığmayan eski bir hırka gibi,
Ne zaman giymeye kalksam, ilikleri canımı yakıyor.
Oysa ben hücrelerime kadar ezberlemiştim kokunu;
Şimdi rüzgar estiğinde genzimde bir toz bulutu,
Hangi yöne dönsem, sana çarpan sağır bir boşluk var.
Duvarlardaki gölgeler bile çekildi kendi köşesine,
Sanki onlar da kabullendi artık gelmeyeceğini.
Eşyalar dilsiz birer yas tutucuya dönüştü bu evde,
Üstünde oturduğun koltuk, Dokunduğun o porselen fincan...
Hepsi senin parmak izlerinle,
Her gün bana meydan okuyor.
Korktuğum karanlık değil, o senin yanındayken de vardı,
Korktuğum; bu karanlığın artık yavaşça bana benzemesi.
Işıkları yakmıyorum ki hayalin odadan dağılmasın,
Çünkü aydınlık, sensizliğin en çıplak ve en keskin hali;
Gözlerimi kapattığımda,
Seninle kurduğum o evde yaşıyorum.
Bazen bir şarkı çalıyor,
Hiç beklemediğim bir anda,
Notası sen kokan, tınısı doğrudan senin sesin olan...
Yüreğimde ince bir tel kopuyor
o an, duyuyor musun?
Müziğin sustuğu o boşlukta başlıyor asıl gürültü;
Ben kendi içimdeki feryada
bir türlü sağır olamıyorum.
Sahi, gitmek sadece basit bir eylem miydi senin için?
Yoksa bir şehri sessizce ateşe verip uzaktan izlemek mi?
Küllerimden yeniden doğacak bir yanım kalmadı artık,
Her parçam o yangının tam ortasında sana tutsak;
Ben senin arkanda bıraktığın en büyük enkazım şimdi.
Mevsimlerin de bir anlamı kalmadı artık takvimlerde,
Haziran’ın ortasında üşüyorum, karlar yağıyor içime.
Senin olduğun her an, her saniye bahardı oysa,
Şimdi hangi çiçeğe baksam rengi soluk, boynu bükük;
Doğa bile senin yokluğuna alışamadı en az benim kadar.
Bir gün unutmaktan korkuyorum, En çok da bu acıtıyor...
Yüzünün hatlarını, gülüşündeki o saklı ince çizgiyi.
Zamanın silgisi sandığımdan çok daha acımasızmış;
Her gün biraz daha fazla kazıyorum ismini zihnime,
Hafızam seninle dolup taşarken, ben kendimden boşalıyorum.
Ve işte tam buradayım, başladığım o derin uçurumda,
Elimde kalan tek miras,
Senin yarım bıraktığın nefes.
Nefesim diyorum sana, hala içimde dinmeyen bir sızı;
Sen bende bittin mi, yoksa ben tamamen sende mi tükendim?
Bu sorunun cevabını,
Sadece o sesinin asılı kaldığı odalar biliyor"
cemre yaman
5.0
100% (9)