1
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
120
Okunma
Göğüs kafesimden bir kapı açıldı,
Adını söyleyen rüzgâr içeri doldu.
Kalbim, kırdığın yerden kırılmayı öğrendi
Çünkü sen dokunmadan da acıtıyordun.
Tenin bir ihtimal gibi duruyor hâlâ
Yaklaştıkça çoğalan, dokundukça azalan
Özlemin ölçü birimi yok,
Sadece nabız ile anlaşılıyor.
Saçlarının gölgesi düşüyor aklıma,
Güneşsiz bir öğleden sonra gibi...
Işığın yok ama sıcaklığın var
Bu nasıl bir çelişki, senin işin mi?
Dudaklarında yarım bırakılmış bir kelimeyim
Söylense yanacak,
Söylenmese çürüyecek.
Aşk bazen telaffuz değil
Katlanma sanatıdır, öğrendim.
Boynumda senin olmayan bir iz
Ama seninmiş gibi sızlıyor,
Tutku dediğin şey
Bedenin, hatıraya itaat etmesiymiş.
Yastığın bile taraf tutuyor geceleri,
Senin olmadığın yere dönmüyor yüzüm.
Uykum sana benziyor
Geç geliyor, erken gidiyor.
“Git” dediğin an,
Kalbimde bir cam kırıldı;
Şimdi neye dokunsam kesiyor
Kırdığın yerden kırıl dedin, ben yaşadım.
Parmak uçlarımda bekleyen bir ateş var
Üflesen sönecek,
Bakmasan büyüyecek
Aşk böyle bir şeymiş
İlgisizliğe bile tutkulu manaymış...
Göğsümde dolaşan bu Anka kuşu,
Ne seni ne beni ne de mantığı dinliyor.
Adını duyunca sakinleşiyor,
Susunca duvarları parçalıyor.
Sana yazmadığım her şiir,
İçimde daha çok seni yazıyor.
Kaçtıkça çoğalan bir yas gibisin,
Tutkuyla çoğalan bir yokluk gibisin.
Bir kadın sevilmez böyle
Ama ben başka türlüsünü bilmiyorum.
Sen kalbime kor ataş bırakan,
Hüma kuşlarının efendisiydin;
Bense bekleyişleri aşk sandım.
Sesin yok, etkisi var
Bir ilacın yan etkisi gibi;
İyileştirmiyor
Ama onsuz da yaşanmıyor.
Son satıra geldim yine
Dilimin ucunda sen, elim titriyor;
Bu bir son değil biliyorum,
Bu da tamamlanmayan bir paragraf.
HABİB YILDIRIM / BÂİN-İ ADLÎ
(29 Ocak 2026)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.