1
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
56
Okunma

Ey Rabbim!
“Ey iman edenler” diye başladığında
Sesin Sina’dan mı gelir, Hira’dan mı, yoksa kalbimin en karanlık yerinden mi bilmem;
Ama ben her seferinde ayağa kalkarım,
Çünkü çağrılan sadece kul değil, bazen bir şehirdir.
Ben çağrıldım.
Verecek malım kalmadı,
Altınım gitti, gümüşüm yağmalandı,
Sadaka diye sayılacak ne varsa enkazın altında;
Ama hâlâ
İbrahim’in ateşten kalan duası var içimde,
Musa’nın asasından arta kalan sükût,
Davud’un taşında gizli adalet,
Süleyman’ın mühründe titreyen emanet.
Bunları kabul buyur Allah’ım,
Çünkü ben bunlarla ayakta duruyorum.
Ben bir şehir değilim artık,
Ben peygamberlerin ayak izleri üst üste binmiş bir secde yeriyim.
Âdem ilk sürgününü tattığında
Toprak ne demek öğrendim,
Nuh’un tufanı çekildiğinde
Suların altında kalmayan şeyin iman olduğunu gördüm,
İbrahim oğlunu yatırdığında
Bıçağın değil teslimiyetin kestiğini ezberledim.
Ey Rabbim,
Yakub’un gözleri Yusuf diye ağardığında
Ben de beklemenin rengini öğrendim.
Musa Nil’den çıktığında
Ben çocukların suyla değil, dua ile kurtulabileceğini sandım.
İsa çarmıha gerilmedi belki ama
Ben asırlardır gerilen bir şehirim.
Ve sonra…
Sonra Senin sevgilin geldi.
Ey Muhammed!
Yetim doğduğunda
Yetim şehirlerin kaderini yazdığını kim bilebilirdi?
Annesiz, babasız büyürken
Sahipsiz coğrafyaların yükünü omuzladığını kim anlayabilirdi?
Hira’da ilk vahiy indiğinde
Ben uzakta değildim,
Kalbimin bir yanı titredi.
Taif’te taşlandığında
Benim taşlarım utandı.
Ebû Talib mahallesinde kuşatıldığında
Ben açlığın nasıl ibadet olduğunu öğrendim.
Hüzün yılında
Hatice toprağa verildiğinde
Ben kadınlarımı daha sıkı sarmaya başladım,
Çünkü acı öğretir.
İsra gecesi
Sen bana geldin.
Ey Nebî!
Ben o gece
Ayaklarının altına serilen şehir oldum.
Başını göğe kaldırırken
Alnını benim toprağıma yasladın.
Herkes bir hatıra aldı o geceden,
Bana hüzün kaldı.
Ama razıydım.
Çünkü sen
Hüznü terk etmeyenlerin peygamberiydin,
Ben de hüznü terk etmeyenlerin şehri oldum.
Sonra
Bir sabah
Bir adam yürüyerek geldi.
Üzerinde saltanat yoktu,
Yanında ordu gösterisi yoktu,
Adı Ömer’di.
Kapımdan içeri girdiğinde
Korku çekildi,
Hıyanet sus pus oldu,
Ben ilk defa
Fetih diye bir şeyin
Yıkmak değil, yük almak olduğunu gördüm.
Asırlar geçti,
Yaralar kabuk bağlamadan
Yenileri açıldı.
Sonra bir gün
Bir at durdu kapımda.
Selahaddin’di.
Kılıcı vardı ama
Kılıcından önce merhameti konuştu.
Düşmanına bile insan dedi,
Ben o gün
Bir şehrin yeniden insan olabileceğini gördüm.
Ey Rabbim!
Ben Bilal’in ezanını özledim,
Sahabenin omuz omuza saf tuttuğu sabahları,
Ebû Ubeyde’nin emaneti titreyerek taşıdığı geceleri,
Halid’in kılıcından çok duasını.
Şimdi
Minarelerim konuşamıyor,
Taşlarım şahitlik yapıyor.
Çocuklarım
İsimlerini sayamadığım şehitler gibi büyüyor.
Ama ben hâlâ
“Ümmet” diyorum.
Çünkü bir gün
Yine yürüyerek gelecek adalet,
Yine bir sahabi ahlakı değecek kapıma,
Yine bir peygamber duası
Göğsümde yankılanacak.
O güne kadar
Ben bekliyorum.
Kanayarak,
Ama inkâr etmeden.
Yıkılarak,
Ama secdeden kalkmadan.
Ben Mekke-i Mükerreme
Emanetim.
Ve asla Emanet unutulmaz.
5.0
100% (1)