28
Yorum
39
Beğeni
5,0
Puan
459
Okunma

Seni bende bitiren, beni sende tüketen o son damlaydı aslında her şey.
İçimde biriken bu hırçın sızının
Adı, artık sadece bir yalnızlık senfonisi.
Gidişin; bir nehrin denizden vazgeçmesi kadar ağırdı üzerimde,
Sen sırtını döndüğünde,
Ben kendi uçurumlarımdan aşağı döküldüm.
Oysa ben seni, kurumuş bir toprağın gökyüzüne ettiği o çaresiz dua gibi sevmiştim.
Şimdi hangi limana sığınsam, bütün kıyılarım senin terk edilmişliğin kokuyor.
Bir veda, kaç tane taze başlangıcı öldürür insanın içinde?
Sen "Hoşça kal" dedin ama ben seninle bir türlü hoş kalamadım.
Çünkü helal olan sendin, haram olan ise sensiz geçen şu sahipsiz zaman.
Gözyaşım yanağımdan süzülürken ismini heceliyorsa sessizce,
Bu sadece bir özlem değil, bir ömrün nasıl tükendiğinin en berrak şahididir.
Sen benim durulmayan dalgamdın, ben ise sende boğulan o çaresiz çocuk.
Biliyorsun, su akar ve elbet yolunu bulur derler hep büyükler.
Ama unuttukları bir şey vardı; sen benim tek yolumdun,
Bense sende kaybolan o meçhul suyun ta kendisi olarak kaldım geride.
Şimdi hangi yöne aksam,
Her yolun sonu senin o buz gibi sessizliğine çıkıyor.
Belki de en büyük hatam, senin kurak gönlüne deniz olma hayaliydi.
Sen bir yudum suyla yetinirken, ben sana fırtınalarımı getirmiştim.
Kendi ellerimle inşa ettiğim o bentleri yine kendi hıçkırıklarımla yıktım,
Sırılsıklam bir aşkın içinde, en çok ben üşüdüm, en çok ben yandım.
Bir insan kaç kez ölür bir ayrılığın her iki yakasında?
Sen gittin ya; takvimler hep o meşum günü gösteriyor şimdi.
Mevsimlerin bir hükmü kalmadı, çiçekler bile senin yokluğunu açıyor,
Eski bir şarkının nakaratında takılıp kalmış, yorgun bir plak gibiyim.
Hangi dilde susarsan sus, bütün vedalar aynı kapıya çıkar sonunda.
Sana söyleyemediğim her kelime, içimde bir nehir olup çağıldıyor.
Dilsiz bir acının feryadını kim duyabilir ki bu gürültülü dünyada?
Yalnızlık, insanın kendine dökülen en kirli, en bulanık suyudur.
Seninle geçen her anı, bir kum saatinin içindeki taneler gibi eridi.
Geriye sadece cam kırıkları ve yürümekten yorulduğum o eski yollar kaldı.
Hafızam sana ihanet etmiyor,
Aksine seni her nefeste yeniden doğuruyor,
Unutmak, insanın kalbine söyleyeceği en büyük yalandır oysa.
Şimdi bir bardak suyun içindeki o duruluk kadar uzağım sana.
Erişemediğim, dokunamadığım ama her an muhtaç olduğum bir serap gibisin.
Hangi rüzgar savurdu seni bu kadar uzağa, hangi el kopardı bağlarımızı?
Cevabı olmayan soruların içinde, kendi sesimde boğuluyorum artık.
Yatağını değiştiren nehirler gibi, sen de kendine yeni bir dünya kurdun.
Orada çiçekler daha mı canlı, sular daha mı tatlı geliyor sana?
Benim çöllerimde bıraktığın o derin ayak izlerini rüzgar bile silemedi,
Üzerine bastıkça canım yanıyor, sustukça içimdeki nehir daha da taşıyor.
Yorulmak nedir bilmezdi eskiden kalbim, senin adınla atarken.
Şimdi yorgun bir derviş gibi, kendi içimin kuytularında kayboldum.
Aşk dediğin; bir damla su için koca bir ömrü feda etmekmiş meğer,
Ben feda ettim, sen ise sadece seyretmekle yetindin bu gidişi.
Ve son perde kapanırken, alkışlar yine o büyük sessizliğe çalıyor.
Giden gidiyor, kalan ise sadece biriken bu kederle yaşamayı öğreniyor.
Su gibi aziz ol demiştin ya giderken, ben su gibi dağıldım her yana,
Sen ise bir bardak suyun bile sitemiyle, benden çoktan vazgeçtin.
𖡄᭄͜͡
__>Cemre yanan
5.0
100% (27)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.