2
Yorum
12
Beğeni
5,0
Puan
245
Okunma
Hani hiç hatırlamak istemediğin anılar vardır ya,
Sen kaçmaya çalıştıkça zihnin hep orada yaşar.
Kâbuslar bırakmaz hiç yakanı,
Unutamazsın geçmişin acısını.
Hele bir de mutlu bir an bile hatırlamıyorsan
Ve aynada görünüyorsa geçmişin karası,
Bir tokat gibi çarpıyorsa hortum yarası,
Gözyaşlarıyla sorar sana aynadaki yansıma:
Şu dünyada var mıdır benim gibisi?
Böyle gaspet,
Böyle bedbaht…
Var mıdır söyle,
Hayatını armut dalına hapseden başka birisi?
Karlar içinde tanıdığım bir çocuk:
Ali.
On üç yıla sığdırmış bin yıllık kederi.
Yangını bile eriten sözleriyle
Bir şiir bıraktı öylece, ortalık yere.
Kalemin susmasın diye yanaştım.
“Sus, ne olur o sözü söyleme,” dedi.
Bir nefes doldurdu ciğerlerine,
Efkarla bıraktı şehrin sisine.
“Dua sandığın bana beddua,” diye
Başladı yüzündeki acıyla söze:
Yürek yanmadan doğar mı kelam?
Gözyaşı görmeden yazar mı kalem?
Sanki derdine ortak ararmış gibi
Devam etti konuşmaya, döktü içini.
Sorumsuz bir hemşirenin eliyle
İlk gününde başlamış bitmeyen çile.
Tırnağı saplanmış taze başına,
Orada tanışmış ilk kez acıyla.
“Yaşamaz,” demişler.
“Ölür,” demişler.
Ölümle yaşam arasındaki ince çizgide
Mucizeyi tanımış aylar içinde.
Kader ilk kez orada geri adım atmış;
Daha adı bile konmamışken sınav başlamış.
İki dost yazılmış onun bahtına.
Sorgulamadan sarılmış sıkı sıkıya.
Birisi acıymış,
En önde yürüyüp yolunu açmış.
Diğeri ise mucize;
Geriden gelmiş hep sessizce.
Yani kaderi ne yaşamasını istemiş
Ne de tam ölmesine izin vermiş.
Annesini sorunca sessizlik oldu.
Yaşadıklarının ağırlığıyla gözleri doldu.
Çaresiz gözlerini dikti gözüme:
“Anne nedir?” diye sordu yüzüme.
Cevap vermeme fırsat vermeden
Devam etti konuşmaya kaldığı yerden.
Tek haneli yaşların sonuna doğru
Bedeninde soğumuş kızgın bir demir.
Gözyaşına boğulup yeniden sordu:
“Bunu yapan kadına anne mi denir?”
Bir damla yerleşirken dudaklarına,
Bakışları gömüldü ayaklarına.
Ne teselli etmeye söz bulabildim
Ne de suskun kalmayı sindirebildim.
Cılız bir sesle sadece sordum:
Bu yük hangi köşede ıslattı kâğıdı?
Hangi yalnızlıkta öğrendin yazmayı?
Ayaklarından ayrılıp yüzüme baktı,
“Armut ağacı,” diye fısıldadı
İki haneli yaşların daha başıymış,
Sessiz çığlıklarının en ağır yasıymış.
Gecenin sessizliğinde, karlar içine
Zincirle bağlanmış armut dibine.
Vurma baba sesleri dala asılmış,
Vicdanlara o gece mühür basılmış.
Bana dokunmayan yılan misali
Feryadı duymazdan gelmiş bütün ahali.
Yeşil bir hortum indikçe sırtına
Ağaca sarılmış sıkı sıkıya.
Tırnaklarını saplayıp toprağı kazmış,
İlk şiirini orada kanıyla yazmış.
SEYİT ALİ ORUÇ
5.0
100% (7)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.