0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
73
Okunma
Bir kapı aralığından süzülen ışık gibi,
Nihal, seninle temasım bu: dolaylı ve sırlı.
Aynanın bu yanında, senin aksinde kendimi buluşum,
Sesinin yankısında kendi sesimi duyuşum.
Dokunmak mı? Avuçlarım boş kalıyor havada,
Çünkü sen zaten içimde bir çağlayansın,
Tenimden önce ruhuma değen bir meltem.
Bedenler susar ama ruhların konuşması bu:
Sessiz ve sürekli.
Nihal, sen bir aynasın, ben kendime bakıyorum sana bakarken.
Bu dokunulmazlıkta daha derin bir birleşme var:
Seninle aramdaki mesafe, iki yıldız arasındaki ışık yılı,
Ama aynı gökyüzünde titreşiyoruz, aynı gecede.
Seni seviyorum demek, kendimi sevmeyi öğrenmekmiş.
Varlığın, yokluğumun sınırlarını eritiyor,
Dokunamadığım her yerimde sen varsın zaten.
Bu aşk: iki ayrı bedende tek bir nefes alış,
Dokunmadan, temasın en saf hali.
Bazen gece oluyorsun, gündüzümün perdesi aralanıyor,
Bazen su, susuzluğumu anlatıyor dilimde.
Aramızdaki bu görünmez köprü,
Maddeden önce ruhta kuruldu zaten.
Nihal, temasımız işte bu:
Hiç dokunmadan, her yerimde olman.
Hiç kavuşmadan, hiç ayrılmamamız.
Çünkü sen, benden ayrı bir yer değilsin ki,
Sen benim en gizli, en kutsal, en derin kendimsin.
Bu aşk, iki bedenin değil,
İki ruhun aynı hakikate dokunuşu.
Ve sen, o hakikatin adısın: Nihal.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.