3
Yorum
15
Beğeni
5,0
Puan
130
Okunma
Tahir Sadiye..
Sabahın henüz adını koymadığı bir saatten sızan
o abus ağırlık var ya,
insanın göğsüne bir sandalye çekip oturan,
ne kalk diyen ne de izin veren,
işte onunla başım dertteyken ulaşıyor sesin,
kapıyı çalmıyor, içerideymiş gibi konuşuyor.
Kaçmak dediğim şey bir yol değil aslında,
haritalarda görünmeyen,
duvara yaslanıp nefesin sayısını azaltmak gibi bir hâl,
çünkü gerginlik dediğin,
ip gibi geriliyor insanın içinden,
biraz daha çekilse kopacak,
kopsa da ses çıkaracak diye korkulan.
Sözcüklerimi sakladığım çekmecede
karabasanla aynı kumaştan dikilmiş cümleler var,
açsam üstüme dökülecek,
açmasam içerde boğulacaklar;
o yüzden susmakla konuşmak arasında
ince, çatlak bir yerde duruyorum.
Sen “buradayım” dediğinde
bir şey olmuyor sanılıyor belki,
oysa bir duvarın sıvası tutuyor,
bir tavan çökmeden askıya alınıyor,
kardeşlik dediğin
aynı fotoğrafa girmek değil de
aynı karanlıkta lambayı aramadan
birbirinin gölgesine yaslanmak oluyor.
Abus bir sabahın içinden geçerken
gerginlikten yapılma bir gömleği
üstümden çıkaramıyorum hâlâ,
ama artık düğmelerini iliklemiyorum da;
çünkü bir yerlerde
sözünü esirgemeyen bir sesin
sessizce beklediğini biliyorum.
Bu bir teşekkür değil,
daha çok kapalı bir pencereyi
kilitlemeden bırakmak gibi,
içeri rüzgâr girsin diye değil,
çıkmak istersem camı kırmak zorunda kalmayayım diye.
Belki hâlâ boğuluyorum,
belki gerginlik hâlâ omuzlarımda
ağır bir palto gibi,
ama artık biliyorum:
kaçacak yer aramak suç değil,
ve bazen insan
sırf birileri var diye
biraz daha dayanabiliyor ciğerinin ağrısına.
5.0
100% (5)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.