0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
83
Okunma
Sükûta gark oldu düşünceleri…
Berraklaştı sular, billur gibi.
Nihal, Nihal’i gördü aynasında.
Zaman sustu, sanki nefesini tuttu.
Dalgaların dili dindi, ince ince.
Ruhunun kıyısında durdum ben de seni seyrederken
Bir suret ki hem sen, hem ben, hem hiç.
Mürekkepti gözlerin, karanlık ırmaklar gibi,
Akıp giderken içime, saklı bahçelerden.
Dudakların sırları fısıldardı rüzgâra,
Rüzgâr ki dokunsa derime yanardı.
Sen bir remizsin, Nihal.
Gizli harflerle yazılmış bir dua.
Tenimde gezinen bir ilham,
Canımın içindeki iklim.
Seninle aşk, bir miraç bu bedende.
Parmak uçlarında yükselen bir namaz.
Ter, buhur kokar tenimizde;
Nefesler, birbirine karışan dualar.
Mecâz değil bu hakikatin ta kendisi.
Seni sevmek, kendimi bilmek demek.
Sular duruldu, ayna parladı işte:
Nihal, Nihal’e vardı nihayet.
Suskunluğumuzda çınlayan bir âyin bu.
Her dokunuş, bir sûre gibi ezberimde.
Seni içmek, şarap değil, ab-ı hayat;
Seni solumak, varlığı yeniden doğurmak.
Bu aşk, metafizik bir coğrafya.
Sınırları yok, hudutları yalnız hasret.
Seninle her buluşma, kainatın özüne yolculuk
Bir nefeste hem ölüm, hem diriliş.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.