18
Yorum
38
Beğeni
5,0
Puan
319
Okunma

Sana yazılmamış ne kadar kelime varsa, bu gece hepsini bir zarfa hapsettim.
Üzerine adını yazamadım, mürekkebim titredi,
Parmaklarım sana yenildi.
Bu mektup aslında hiç gitmeyecek olan o adresin en acı özeti;
Okunmasın diye sakladım, ama yakmaya da kıyamadım seni...
Satır aralarında gizli kalmış bir hıçkırıktır, şimdi sana olan her cümlem.
Virgüllerde nefes aldım, noktalarda öldüm binlerce kez.
Hangi harfe dokunsan, ellerin kanar o sızım sızım sızlayan yaralardan;
Çünkü bu mektup, bir veda değil, bitmeyen bir bekleyişin feryadı.
Hatırlıyor musun?
Beni asla saklama" demiştin giderken.
Oysa ben seni en derinime, Kimsenin bulamayacağı o ıssız kuyulara sakladım.
Gün yüzüne çıksan, bu dünya senin yokluğunla yanardı;
Ben o yangını tek başıma, bu mektubun beyaz sayfalarında taşıdım.
Zarfın içine biraz tozlu hatıra, Biraz da kırılmış gurur bıraktım.
Mührü ise dudaklarımdan dökülemeyen o son kelimeyle bastım.
Seni bir kağıt parçasında yaşatmak ne kadar zormuş meğer;
Mürekkep dağıldıkça, hayalin de siliniyor bu hayatın kirli aynalarından.
Çekmecemin en dibinde, paslı anahtarların yanında duruyor bu acı.
Kime açsam o çekmeceyi, herkes senden bir koku alıyor hala.
Ben ise her gece gizlice açıp, okumadan geri kapatıyorum o zarfı;
Çünkü ezberlediğim bir acıyı yeniden okumaya mecalim kalmadı.
Senin haberin yok, ama bu şehirde her sokak lambası bu mektubun şahidi.
Hangi köşeye sinsem, yazdığım o gizli itiraflar çarpıyor yüzüme.
"Keşke" ile başlayan her cümle, bir darağacı kuruyor hayallerimin ortasına;
İpi çeken ben olsam da, ölen hep senin o eski halin oluyor.
Belki bir gün, ben bu dünyadan göçüp gittiğimde geçer eline bu kağıt.
Üzerindeki tozları silerken, parmak izlerimde bulursun kaybolan gençliğini.
O zaman anlarsın ki; saklamak, aslında en büyük haykırışmış;
Sustukça büyüyen, biriktikçe devleşen bir sevdanın sessiz kanıtıymış.
Mektubun sonuna bir tarih atmadım, çünkü senin yokluğunda zaman durdu.
Hangi mevsimdeyiz, hangi yılın kışındayız hiç bilmiyorum.
Benim için takvimler, o mektubun ilk cümlesinde asılı kaldı;
"Seni seviyorum" demiştin ya hani, işte orası benim son sığınağım oldu.
Gözyaşlarım kağıdı buruşturmuş, bazı kelimeler okunmuyor artık.
Tıpkı bizim gibi; bazı yanlarımız eksik, bazı yanlarımız çoktan yarım.
Tamir etmeye kalksak, kağıt yırtılacak, sözler hepten dağılacak;
Bırak öyle kalsın, bırak bu "Saklı Mektup" bizim en büyük sırrımız olsun.
Bazen rüzgara karşı okuyorum yazdıklarımı, belki sana ulaştırır diye.
Ama rüzgar bile bu yükün ağırlığından korkup susuyor bir köşede.
Hiçbir postacı bu kadar ağır bir mektubu taşıyamazmış meğer;
İnsan kendi acısının postacısıymış, adresi hep kendi kalbi olan.
Hangi satıra sığdırayım ki senin bende yarattığın bu koca boşluğu?
Hangi kağıt dayanır bu kadar ateşe, bu kadar soğuk bir ayrılığa?
Sen bir masalın en güzel sayfasında kaldın, ben ise o sayfanın arkasındaki boşlukta;
Görünmeyen, bilinmeyen ama o hikayeyi ayakta tutan o kara yazıda...
Şimdi bu "Saklı Mektup"u son kez katlayıp kalbimin en izbe yerine bırakıyorum.
Pulları sökülmüş, adresi silinmiş, umudu tükenmiş bir yolcu gibi.
Aşk, yazılıp da gönderilemeyen o mektuplardaymış meğer;
Sahibi sen olan ama sadece bende yaşayan o sonsuz sitemde...
Cemre Yaman
5.0
100% (20)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.